Antibiyotikler Bakterileri Nasıl Hedefler ve Direnç Nasıl Gelişir?
Antibiyotikler, bakterilerin hücre duvarı, protein üretimi, nükleik asit sentezi veya folat metabolizması gibi yaşamsal süreçlerini bozarak etki gösterir. Bakteriyostatik ilaçlar çoğalmayı durdururken bakterisidal ilaçlar bakterileri öldürür. Direnç ise genetik çeşitlilik içinden dirençli bakterilerin seçilmesi ve direnç özelliklerinin bakteriler arasında yayılmasıyla artar.
Bu yazıda (8)
- ›Antibiyotiklerin tanımı ve bakterilere karşı seçici etkisi
- ›Antibiyotiklerin başlıca bakteriyel hedefleri
- ›Etki mekanizmaları ve temel antibiyotik sınıfları
- ›Bakteriyostatik ve bakterisidal etkiler
- ›Antibiyotik spektrumu ve bakterinin duyarlılığı
- ›Antibiyotiklerin virüslere etkisiz olması
- ›Antibiyotik direncinin oluşumu ve seçilimi
- ›Direnç mekanizmaları ve direnç genlerinin yayılması
Antibiyotikler, bakterilerin büyümesini durduran veya onları öldüren kimyasal maddelerdir. Etkilerini bakterilere özgü yapılara ya da insan hücrelerinden farklı çalışan hücresel süreçlere yönelterek gösterirler; ancak bakteriler bu baskıya karşı direnç kazanabilir.
Antibiyotiklerin tanımı ve bakterilere karşı seçici etkisi
Antibiyotik, başka mikroorganizmaların büyümesini engelleyen ya da onları ortadan kaldıran, mikroorganizmalar tarafından üretilebilen veya sentetik olarak hazırlanabilen kimyasal maddedir. Antibiyotikler doğrudan insan hücrelerini hedeflemek yerine bakterilerin yaşamını sürdürmesi için gerekli olan yapılara ve süreçlere yönelir. Bu nedenle amaç, bakterinin çoğalmasını veya canlılığını bozarken konak hücreye mümkün olduğunca az zarar vermektir.
Seçici etkinin temelinde bakterilerle insan hücreleri arasındaki biyolojik farklar bulunur. Örneğin bakterilerin hücre duvarında peptidoglikan adı verilen, insan hücrelerinde bulunmayan bir yapı vardır. Hücre duvarı üretimini engelleyen bir antibiyotik, bakterinin yapısal bütünlüğünü bozabilir; insan hücreleri aynı duvara sahip olmadığı için bu hedef doğrudan onlarda bulunmaz. Benzer biçimde bakteriyel ribozomlar, insan hücrelerindeki ribozomlardan farklı özellikler taşır. Protein sentezini etkileyen bazı ilaçlar bu farktan yararlanır.
Örneğin beta-laktam grubu bir antibiyotik, bölünmekte olan bakterinin hücre duvarını sağlamlaştırmasını engeller. Duvar zayıfladığında bakteri kendi iç basıncına karşı koyamaz ve parçalanabilir. Bu örnek, antibiyotiğin bakteriyi rastgele zehirlemek yerine bakteriye özgü bir yapım sürecini hedeflemesine dayanır.
Antibiyotiklerin başlıca bakteriyel hedefleri
Antibiyotiklerin başlıca hedefleri hücre duvarı, protein sentezi, nükleik asit sentezi ve folat metabolizmasıdır. Bu hedeflerin ortak özelliği, bakterinin büyümesi, bölünmesi veya genetik bilgisini kullanması için zorunlu olmalarıdır. Bir hedefteki aksama, bakterinin çoğalmasını yavaşlatabilir ya da hücreyi doğrudan ölüme götürebilir.
Hücre duvarı hedeflendiğinde bakterinin dış yapısını oluşturan peptidoglikan ağının kurulması veya güçlendirilmesi bozulur. Beta-laktamlar ve glikopeptitler bu genel hedef alanına örnek verilebilir. Protein sentezini hedefleyen antibiyotikler, ribozomun bakteriye özgü alt birimlerine bağlanarak amino asitlerin doğru sırayla birleştirilmesini veya ribozomun mRNA üzerindeki ilerleyişini engeller. Tetrasiklinler, makrolidler ve aminoglikozitler bu hedefle ilişkilendirilen sınıflardandır.
Nükleik asit sentezini etkileyen ilaçlar DNA'nın kopyalanmasını veya RNA üretimini aksatır. Böylece bakteri genetik bilgisini çoğaltamaz ve gerekli proteinlerin üretimi sürdürülemez. Kinolonlar DNA'nın kopyalanmasında görev alan enzimleri, rifamisinler ise RNA sentezinde görev alan enzimi hedefleyen örneklerdir. Folat metabolizmasını engelleyen sülfonamidler ve trimetoprim gibi ilaçlar da bakterinin nükleotit üretimi için gerekli folat türevlerini hazırlamasını zorlaştırır. İnsan hücreleri folatı aynı biçimde üretmediğinden bu yol bakteriler açısından seçici bir hedef oluşturabilir.
Örneğin protein sentezini engelleyen bir antibiyotik, bakterinin yeni enzimler ve yapısal proteinler üretmesini durdurur. Hücre duvarını hedefleyen bir ilaç ise özellikle bölünme sırasında yeni duvar kurulmasını bozabilir. Aynı sonuç, farklı hedeflerin bakterinin yaşam döngüsünün farklı basamaklarını kesintiye uğratmasıyla ortaya çıkar.
Etki mekanizmaları ve temel antibiyotik sınıfları
Antibiyotik sınıfı, benzer kimyasal özelliklere ve çoğunlukla benzer bir hücresel hedefe sahip ilaç grubunu ifade eder. Etki mekanizması ise ilacın bu hedefi nasıl bozduğunu açıklar. Bu ayrım, bir ilacın yalnızca adını bilmekten daha anlamlıdır; çünkü hangi bakterilerde işe yarayabileceği ve direnç geliştiğinde hangi özelliğin değişebileceği hedefle yakından ilişkilidir.
Beta-laktamlar hücre duvarı yapımında görev alan proteinleri engelleyerek duvarın dayanıklılığını azaltır. Glikopeptitler de hücre duvarının yapı taşlarının birleştirilmesini bozarak benzer bir sonuca katkıda bulunur. Protein sentezini hedefleyen aminoglikozitler, tetrasiklinler ve makrolidler bakteriyel ribozomun farklı bölgelerine etki eder. Bu ilaçlar kimi zaman yanlış proteinlerin üretilmesine, kimi zaman da ribozomun ilerlemesinin veya amino asit eklenmesinin durmasına yol açar.
Kinolonlar DNA'nın çoğaltılması sırasında çalışan enzimleri baskılar; rifamisinler RNA sentezini aksatır. Sülfonamidler ve trimetoprim ise folat üretim basamaklarını engeller. Folat, bakterinin DNA ve RNA yapımında kullanılacak bazı yapı taşlarını hazırlaması için gereklidir. Dolayısıyla bu yolun kesilmesi, bakterinin büyümesini ve bölünmesini sınırlar.
Somut olarak, hücre duvarı yapımını bozan bir beta-laktam ile ribozomun çalışmasını yavaşlatan bir makrolid aynı bakteriyi aynı biçimde etkilemez: ilki yapısal dayanıklılığı, ikincisi protein üretimini hedefler. Bu nedenle antibiyotik adı ile hedeflediği süreç arasında bağlantı kurmak, etki mekanizmasını anlamanın temelidir. İlacın vücutta nasıl emildiği, dağıldığı ve etki düzeyinin nasıl değerlendirildiği ise farmakokinetik ve farmakodinamiğin konusudur.
Bakteriyostatik ve bakterisidal etkiler
Bakteriyostatik etki, bakterilerin çoğalmasını ve büyümesini durdurur; bakteriler hemen ortadan kalkmayabilir, fakat sayıları artamaz. Bakterisidal etki ise bakterilerin ölmesine yol açar. Bu iki kavram, ilacın bakteriyi doğrudan öldürüp öldürmediğini veya öncelikle çoğalmayı mı durdurduğunu belirtir. Protein sentezini ya da folat metabolizmasını yavaşlatan bazı ilaçlar çoğunlukla bakteriyostatik sonuç oluşturabilirken hücre duvarı bütünlüğünü ağır biçimde bozan ilaçlar bakterisidal sonuç doğurabilir. Ancak sonuç, ilacın türüne, bakteriye ve koşullara göre değişebileceğinden sınıflandırma mutlak değildir. Örneğin çoğalması durmuş bir bakteri topluluğunun sayısı artmaz; hücre duvarı hasarı oluşan toplulukta ise hücreler parçalanarak canlı bakteri sayısı azalabilir.
Antibiyotik spektrumu ve bakterinin duyarlılığı
Antibiyotik spektrumu, bir ilacın etkili olabildiği bakteri grubunu ifade eder. Dar spektrumlu bir antibiyotik sınırlı sayıdaki veya belirli özellikteki bakterileri hedeflerken geniş spektrumlu bir antibiyotik daha fazla bakteri grubunu etkileyebilir. Spektrum, ilacın hangi hedefe sahip olmasının yanı sıra bakterinin o hedefi taşımasına, ilacın hücreye ulaşabilmesine ve bakterinin direnç mekanizmalarına bağlıdır.
Bir bakterinin duyarlı olması, antibiyotiğin o bakterinin yaşamsal hedefinde yeterli etki oluşturabilmesi anlamına gelir. Aynı sınıftaki ilaçlar farklı bakterilerde aynı sonucu vermeyebilir; çünkü bakterilerin hücre duvarı özellikleri, dış zarları, hedef proteinleri veya ilacı dışarı atma yetenekleri farklı olabilir. Örneğin bir antibiyotik bakterinin ribozomuna bağlanabilse bile bakteri ilacı hücre içine almıyorsa veya etkin biçimde dışarı atıyorsa beklenen etki ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle spektrum, yalnızca ilacın adından değil, bakteri ile ilaç arasındaki etkileşimden anlaşılır.
Hangi antibiyotiğin klinik olarak seçileceği ve tedavi protokollerinin nasıl düzenleneceği ayrı bir konudur. Direncin laboratuvarda nasıl ölçüldüğü ve antibiyogram sonuçlarının nasıl yorumlandığı da ayrı bir inceleme alanıdır.
Antibiyotiklerin virüslere etkisiz olması
Antibiyotikler bakterilere özgü hücresel hedefleri etkilediği için virüslere karşı etkili değildir; virüsler bu hedeflere sahip olmayan ve çoğalmak için konak hücre mekanizmalarından yararlanan yapılardır. Viral enfeksiyonlarda kullanılan ilaçlar, varsa virüse özgü proteinleri veya çoğalma basamaklarını hedefleyen antiviral ilaçlardır. [antibiyotik-neden-viruse-etki-etmez]
Antibiyotik direncinin oluşumu ve seçilimi
Antibiyotik direnci, bir bakterinin antibiyotiğin etkisinden kaçabilmesi veya antibiyotik karşısında canlılığını sürdürebilmesidir. Direnç, bakterinin antibiyotiğin hedefini değiştirmesi, ilacı etkisizleştirmesi ya da hücreden uzaklaştırması gibi genetik özelliklerle bağlantılıdır. Popülasyondaki bakteriler tamamen aynı olmadığı için bazıları direnç sağlayan bir mutasyona veya direnç genine sahip olabilir.
Antibiyotik uygulandığında duyarlı bakteriler ölür ya da çoğalamazken dirençli bakteriler yaşamını sürdürür. Böylece antibiyotik, direnci amaçlı olarak üretmez; başlangıçta düşük sıklıkta bulunan dirençli bakterilerin hayatta kalmasına ve daha fazla yavru oluşturmasına seçilim yoluyla üstünlük sağlar. Zamanla popülasyonda dirençli bakterilerin oranı artar. Çevresel değişim, direnç özelliğini bakteride hedefli biçimde ortaya çıkarmaz; seçim, önceden var olan genetik çeşitlilik üzerinde işler.
Örneğin bir bakteri topluluğunda antibiyotiğe duyarlı hücrelerin çoğu ortadan kalkarken direnç genini taşıyan az sayıdaki hücre hayatta kalabilir. Bu hücreler bölündükçe yeni toplulukta dirençli bireylerin payı yükselir. Antibiyotiklerin gereksiz ve aşırı kullanımı bu doğal seçilimi güçlendirebilir; dirençli bakteriler çoğalarak duyarlı olanlara göre daha yaygın hâle gelebilir. Antibiyotiklerin bakteriyel olmayan soğuk algınlığı veya grip gibi durumlarda kullanılması da bakteriler üzerindeki gereksiz seçilim baskısını artırır.
Normal mikrobiyotayı oluşturan yararlı mikroorganizmalar ile antibiyotik kullanımı arasındaki ilişki, ayrı bir başlıkta ele alınması gereken bir konudur.
Direnç mekanizmaları ve direnç genlerinin yayılması
Bakteriler direnç geliştirdiğinde bunu birkaç temel mekanizmayla gerçekleştirebilir. Enzimatik inaktivasyonda bakteri, antibiyotiğin kimyasal yapısını parçalayan veya değiştiren bir enzim üretir. Hedef değişiminde antibiyotiğin bağlandığı protein ya da hücresel bölge değişir; ilaç artık hedefe yeterince güçlü bağlanamaz. Geçirgenlik kaybında ilacın hücre içine girişi azalır. Aktif dışa atımda ise bakteri, hücre içine giren antibiyotiği pompa benzeri sistemlerle dışarı çıkarır. Böylece ilaç hedef bölgede etkili yoğunluğa ulaşamaz.
Direnç özellikleri yalnızca bir bakterinin bölünmesiyle aktarılmaz; bakteriler genetik materyali birbirleri arasında da paylaşabilir. Yatay gen aktarımı, direnç genlerinin farklı bakteriler arasında geçmesine olanak verir. Dönüşümde bakteri çevredeki serbest DNA'yı alabilir, transdüksiyonda genler virüsler aracılığıyla taşınabilir, konjugasyonda ise bakteriler pilus adı verilen bağlantı yapısıyla genetik materyal aktarabilir. Bu süreçler, farklı bakteri grupları arasında direnç özelliklerinin yayılmasına katkıda bulunur. Bu aktarım yolları, bakterilerin antibiyotik direnci kazanmasında önemli mekanizmalardır.
Örneğin antibiyotiği parçalayan bir enzimden sorumlu gen, genetik aktarım yoluyla başka bir bakteriye geçtiğinde alıcı bakteri de aynı inaktivasyon mekanizmasını kazanabilir. Böylece direnç, yalnızca dirençli bakterinin çoğalmasıyla değil, direnç geninin farklı bakterilere ulaşmasıyla da yayılabilir. Direnç testleri ve antibiyogram yorumlama, bu özelliklerin laboratuvarda değerlendirilmesini konu alır: antibiyotik direnci nedir?
Soğuk algınlığı ve grip gibi viral hastalıklarda antibiyotik kullanmak virüsü hedeflemez; buna karşılık bakteriyel bir toplulukta gereksiz antibiyotik baskısı dirençli bakterilerin seçilmesini kolaylaştırabilir.
Bakteriyostatik bakterinin çoğalmasını durdurur, bakterisidal ise bakteriyi öldürür. Dirençli bakteriler antibiyotik tarafından sonradan oluşturulmaz; önceden var olan direnç özellikleri antibiyotik baskısı altında seçilir ve popülasyonda artar.
Sık sorulan sorular
Antibiyotikler neden insan hücrelerini değil bakterileri hedefler?
Bakterilerde insan hücrelerinde bulunmayan peptidoglikan hücre duvarı ve farklı özellikte ribozomlar gibi hedefler vardır. Antibiyotikler bu farklardan yararlanarak seçici etki gösterir.
Bakteriyostatik ve bakterisidal arasındaki fark nedir?
Bakteriyostatik etki bakterilerin büyümesini ve çoğalmasını durdurur; bakterisidal etki bakterilerin ölmesine yol açar.
Antibiyotik direnci bakteride nasıl seçilir?
Popülasyonda önceden bulunan dirençli bakteriler antibiyotik uygulamasından sonra hayatta kalır ve çoğalır. Böylece dirençli bakterilerin toplam popülasyondaki oranı artar.
Bakteriler direnç genlerini birbirine nasıl aktarır?
Serbest DNA'nın alınması, virüsler aracılığıyla gen taşınması ve pilusla doğrudan gen aktarımı gibi yatay gen aktarımı yollarıyla direnç genleri bakteriler arasında yayılabilir.
Antibiyotikler virüslere karşı neden kullanılmaz?
Virüslerde antibiyotiklerin hedeflediği bakteriyel hücre duvarı, bakteriyel ribozom veya benzeri bağımsız hücresel süreçler bulunmaz.
- •Biology — Bacterial Diseases in Humans / Antibiotics: Are We Facing a Crisis?openstax.org
- •Biology — Prevention and Treatment of Viral Infections / Vaccines and Anti-viral Drugs for Treatmentopenstax.org
- •Biology — Understanding Evolution / Organisms Evolve on Purposeopenstax.org
- •Biology — Perspectives on the Phylogenetic Tree / HGT in Prokaryotesopenstax.org
- •openstax.orgopenstax.org
- •openstax.orgopenstax.org
- •openstax.orgopenstax.org
- •openstax.orgopenstax.org