Bizans İmparatorluğu: Kuruluşundan 1453’e Tarihi ve Dönüşümü
Bizans İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu’nun doğudaki devamı olarak Konstantinopolis merkezinde yaklaşık bin yıl varlığını sürdürdü. Roma kurumlarını Hristiyanlık ve Helenistik kültürle birleştiren devlet, savaşlar, ekonomik baskılar ve iç mücadelelerle küçüldü. 1453’te Konstantinopolis’in Osmanlılar tarafından alınmasıyla sona erdi.
Bu yazıda (7)
Bizans İmparatorluğu, çağdaşlarının çoğu için ayrı bir “Bizans” devleti değil, Roma İmparatorluğu’nun devamıydı. Günümüzde kullanılan Bizans adı imparatorluğun yıkılmasından sonra yaygınlaştı; imparatorluk halkı kendisini Romalı, devletini ise Roma ülkesi olarak görüyordu. Bu nedenle Bizans tarihi, Roma mirasının doğu Akdeniz’de nasıl yeniden biçimlendiğinin tarihidir.
Kuruluşu ve Roma mirasının dönüşümü
Bizans İmparatorluğu’nun kuruluşu tek bir tarihte gerçekleşen ani bir kopuşla açıklanamaz. Roma yönetiminin doğu ve batı olarak ayrılmaya başlaması, imparatorluğun doğu kesiminin zamanla daha bağımsız bir siyasi merkez hâline gelmesini sağladı. Diocletianus’un yönetimi iki bölümlü bir imparatorluk fikrini güçlendirdi; Konstantin ise 324’te tek hükümdar olarak üstünlüğünü kurdu; eski Byzantion kentini yeniden inşa ettirerek 330’da yeni başkent olarak açtı. Bu merkez, “Yeni Roma” anlayışıyla tasarlandı ve daha sonra Konstantinopolis adıyla anıldı. Roma’nın batıdaki eski başkenti, doğunun zengin eyaletlerinden ve imparatorluğun tehdit altındaki sınırlarından daha uzaktaydı. Bu nedenle Konstantinopolis hem yönetim hem de savunma açısından daha elverişliydi.
Roma mirası, yalnızca başkent değişikliğiyle sınırlı kalmadı. İmparatorluk, merkezi hükümet anlayışını, imparatorluk makamını, vergi toplama düzenini, askerî ve sivil idareyi, Roma vatandaşlığı fikrini ve hukuk geleneğini sürdürdü. Doğu eyaletlerinde Helenistik kültür güçlü kaldığı için bu miras zamanla Yunanca eğitim ve düşünce dünyasıyla birleşti. Hristiyanlığın önce meşru hâle gelmesi, ardından devlet dini olarak kabul edilmesi de Roma siyasal yapısına yeni bir meşruiyet kazandırdı. Yunanca, özellikle sonraki yüzyıllarda yönetimin ve kamusal hayatın başlıca dili olurken devletin Roma kimliği ortadan kalkmadı.
Bu dönüşümün somut bir örneği, Konstantin’in istikrarlı bir altın para olan solidusu kullanıma sokması ve idari yapıyı yeniden düzenlemesidir. Böylece yeni başkent, Roma’nın siyasi kurumlarını doğu eyaletlerinin ekonomik gücüyle bir araya getirdi. 395’te imparatorluğun doğu ve batı yönetimleri kesin biçimde ayrıldığında doğu kesimi, Batı Roma’nın 5. yüzyıldaki çöküşünden sonra da imparatorluk kurumlarını yaşatabildi. Bizans’ın özgünlüğü, Roma devlet biçimini Yunan dili ve Hristiyan inancıyla birlikte sürdürmesinden doğdu.
Bizans tarihinin temel dönemleri ve dönüm noktaları
Bizans tarihinin ilk dönemi, geç Roma çağından 7. yüzyılın büyük krizlerine kadar uzanır. Konstantinopolis’in başkent oluşu, Hristiyanlığın devlet hayatındaki ağırlığının artması ve Batı Roma’nın yıkılmasına rağmen doğu imparatorluğunun ayakta kalması bu dönemin temel özellikleridir. II. Theodosius döneminde başkenti çevreleyen güçlü surların yapılması, Konstantinopolis’in kalıcı siyasi merkez hâline geldiğini gösterir. I. Justinianus döneminde imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı; ancak uzun savaşlar, salgın hastalık ve mali baskı bu genişlemenin kalıcı olmasını zorlaştırdı.
-
yüzyıl, Bizans için büyük bir daralma ve yeniden yapılanma dönemiydi. Sasani savaşları ve ardından Arap fetihleri Suriye ile Mısır gibi zengin eyaletlerin kaybedilmesine yol açtı. Bu kayıplar devlet gelirlerini ciddi biçimde azalttı ve imparatorluğu daha küçük, savunmaya dayalı bir yapıya itti. İmparatorluk, Anadolu’daki askerî merkezlere ve tahkim edilmiş bölgelere dayanarak ayakta kaldı. Zamanla eyaletlerin savunma sorumluluğunu askerî-idari birimlere bağlayan tema sistemi gelişti; bu sistem yalnızca tanıtılabilecek kadar geniş bir idari dönüşüm olarak burada anılmaktadır.
-
ve 9. yüzyıllarda Arap saldırılarının gerilemesi ve iç istikrarın yeniden kurulmasıyla toparlanma görüldü. İkonoklazm adı verilen, dinî tasvirlerin kullanımına karşı çıkan hareket bu dönemde devlet ve kilise arasında gerilim yarattı; hareket daha sonra kesin olarak sona erdi. 867’den 11. yüzyılın ortalarına uzanan Makedon hanedanı döneminde Bizans yeniden güçlendi. Bulgaristan’a karşı uzun mücadeleler ve doğudaki başarılar, II. Basileios döneminde imparatorluğun Tuna’dan Fırat’a kadar genişlemesini sağladı. Justinianus’un yeniden fetih politikası ise Roma’nın eski batı topraklarını geçici olarak geri alma girişimiydi; bu girişimin ayrıntıları ayrı bir başlıkta ele alınmalıdır.
-
yüzyılın sonlarından itibaren iç savaşlar ve dış saldırılar yeni bir kırılma yarattı. 1071’de Malazgirt yenilgisi ve imparator Romanos Diogenes’in esir düşmesi, Anadolu’nun büyük bölümünün Selçukluların eline geçmesini kolaylaştırdı. Komnenos hanedanı döneminde devlet yeniden toparlansa da 1204’te IV. Haçlı Seferi sırasında Konstantinopolis’in yağmalanması imparatorluğu parçaladı. 1261’de şehir geri alındı, ancak yeniden kurulan imparatorluk artık yalnızca bölgesel bir güçtü. Son dönem, Osmanlı baskısı altında toprakların aşamalı kaybı ve 1453’te başkentin düşmesiyle sona erdi.
İmparatorluk yönetimi ve devlet kurumları
Bizans yönetiminin merkezinde imparator bulunuyordu; fakat imparatorluk yalnızca hükümdarın kişisel kararlarıyla işletilmiyordu. Konstantinopolis’teki saray çevresi, yüksek görevliler, vergi memurları ve yerel yöneticiler aracılığıyla eyaletlerden gelir toplanıyor, ordu finanse ediliyor ve devlet emirleri uygulanıyordu. İmparatorun dinî meselelerde etkili olması, siyasi otorite ile kilise arasındaki ilişkinin de yönetim sisteminin bir parçası hâline gelmesini sağladı. Roma’dan devralınan hukuk ve idare anlayışı, farklı bölgeleri ortak bir devlet düzeni içinde tutmaya yardımcı oldu. Justinianus döneminde Roma hukukunun yeniden düzenlenmesi, bu kurumsal mirası daha sistemli bir biçime soktu. Bizans hukuku ve bürokrasisinin ayrıntılı yapısı, ayrı bir inceleme konusudur.
Konstantinopolis’in stratejik ve siyasi önemi
Konstantinopolis, Avrupa ile Asya arasındaki geçiş yollarına ve deniz ulaşımına hâkim konumuyla Bizans’ın askerî ve siyasi merkezîydi. Şehrin surları, özellikle Balkanlardan ve doğudan gelen saldırılara karşı savunma sağladı; limanları ise imparatorluğun farklı bölgeleriyle bağlantı kurmasına imkân verdi. Başkentin korunması, yalnızca bir şehrin elde tutulması anlamına gelmiyor, imparatorluk yönetiminin, sarayın ve mali merkezlerin birlikte ayakta kalması anlamına geliyordu. Bu nedenle Arapların 7. ve 8. yüzyıllardaki kuşatma girişimleri büyük stratejik tehdit oluşturdu; 717-718 kuşatmasının püskürtülmesi imparatorluğun varlığını sürdürmesinde önemliydi. Şehir aynı zamanda ticaret düzenlemelerinin uygulandığı başlıca merkezdi. Bizans ekonomisi, Konstantinopolis’in limanları, devletin para düzeni ve farklı bölgeleri birbirine bağlayan ticaret ağları sayesinde dönemlere göre güçlenip zayıfladı; bu konu burada yalnızca genel çerçevesiyle ele alınmaktadır.
Din, kilise ve toplum ilişkileri
Hristiyanlık, Bizans toplumunda yalnızca bireysel inanç alanıyla sınırlı değildi; imparatorluk yönetiminin meşruiyetini, toplumsal kurumları ve kamusal tartışmaları etkiliyordu. Konstantin’in Hristiyanlığı desteklemesi ve I. Theodosius’un onu devlet dini hâline getirmesiyle imparator, kilise düzeni ve inanç meseleleriyle yakından ilgilenen bir hükümdar konumuna geldi. Piskoposlar ve patrik, özellikle Konstantinopolis’te, hem dinî hem de toplumsal otorite taşıyordu. Bu yapı, farklı Hristiyan yorumlarının yalnızca teolojik tartışmalar olarak kalmayıp imparatorluk siyasetini ve bölgesel bağlılıkları etkilemesine yol açtı.
Din ile devlet arasındaki yakın ilişkinin belirgin örneklerinden biri ikonoklazmdır. 8. ve 9. yüzyıllarda dinî ikonaların kullanılmasına karşı çıkan ve onları savunan gruplar arasında çatışma yaşandı; bazı imparatorlar ikonoklazmı desteklerken kilise çevreleri ve toplumun bir bölümü buna karşı çıktı. İmparatoriçe Theodora döneminde hareket kalıcı biçimde sona erdi. İkonoklazm tartışmalarının ayrıntılı tarihçesi, bu makalenin kapsamı dışındaki ayrı bir konudur. Manastırlar da dinî yaşamın yanı sıra eğitim, yardım ve toplumsal dayanışma alanlarında etkili kurumlar olarak Bizans toplumunun örgütlenmesine katkıda bulundu.
Dış ilişkiler, savaşlar ve toprak kayıpları
Bizans’ın dış politikası aynı anda birçok sınırı yönetme zorunluluğu üzerine kuruluydu. Batıda Germen krallıkları ve daha sonra Normanlar, kuzeyde Avarlar, Slavlar, Bulgarlar ve Peçenekler, doğuda Sasani İranı, Arap devletleri ve Selçuklular imparatorluk için farklı türlerde tehdit oluşturdu. Bu nedenle Bizans kimi zaman doğrudan savaşırken kimi zaman diplomasi, vergi, ittifak ve rakip güçler arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanma yoluna başvurdu. Konstantinopolis’in savunulması, sınır bölgelerinin korunması ve ordunun maliyetinin karşılanması dış politikanın birbirinden ayrılamayan unsurlarıydı.
Justinianus’un İtalya ve Kuzey Afrika’da Roma’nın eski topraklarını geri alma girişimi, imparatorluğun saldırı ve genişleme kapasitesini gösterdi; ancak Sasani saldırıları, salgın ve uzun savaşlar bu kazanımları zorladı. 7. yüzyılda Arap fetihleri Suriye, Mısır ve Afrika’nın kaybına yol açtı. Bizans daha sonra Bulgarlarla mücadele ederek Balkanlardaki konumunu kısmen korudu ve Makedon hanedanı döneminde doğuda yeniden genişledi. Fakat 11. yüzyılda Selçukluların Anadolu’ya yerleşmesi ve Normanların İtalya’daki son Bizans merkezlerini ele geçirmesi, imparatorluğun batı ve doğu sınırlarında eş zamanlı gerilemesine neden oldu. Bizans ordusu ile tema sisteminin ayrıntılı gelişimi, ayrı bir makalenin konusudur.
Bizans’ın zayıflaması ve 1453’te yıkılışı
Bizans’ın son yüzyıllardaki zayıflaması tek bir yenilginin sonucu değildi. İmparatorluk, uzun savaşların ve sık sık yaşanan iç mücadelelerin ardından mali kaynaklarını ve insan gücünü kaybetti. 11. yüzyıldaki taht mücadeleleri, Selçukluların Anadolu’da kalıcı biçimde güçlenmesini kolaylaştırdı. Bizans’ın toparlanmasını sağlayan Komnenos dönemi ise kaybedilen bölgelerin tamamını geri getiremedi. Üstelik devletin savunması giderek yabancı askerlere ve dış güçlerle yapılan anlaşmalara daha fazla bağımlı hâle geldi. Bu bağımlılık, merkezî devletin gelirleri azaldıkça sürdürülemez bir yük oluşturdu.
En ağır kırılma 1204’te yaşandı. IV. Haçlı Seferi’nin Konstantinopolis’i yağmalaması imparatorluğu siyasi ve ekonomik bakımdan parçaladı; eski topraklar Latin yönetimleri ve Bizans kökenli rakip devletler arasında bölündü. Bizanslılar 1261’de Konstantinopolis’i geri alarak imparatorluğu yeniden kurdu, fakat bu devlet artık önceki genişliğine ve mali gücüne sahip değildi. Sonraki dönemlerde Osmanlılar Balkanlarda ve Anadolu’da Bizans topraklarını aşamalı olarak ele geçirdi. Venedik ve Ceneviz gibi denizci güçlere ekonomik ve askerî bakımdan bağımlılık da imparatorluğun hareket alanını daralttı.
1453’e gelindiğinde Bizans, esas olarak Konstantinopolis ve çevresindeki sınırlı topraklardan oluşuyordu. Şehrin surları güçlü olsa da imparatorluğun askerî kaynakları, nüfusu ve mali kapasitesi eski dönemlerle karşılaştırılamayacak kadar küçülmüştü. Osmanlı hükümdarı II. Mehmed’in kuşatması sırasında şehri savunan kuvvetler sınırlıydı; kaynak pasajında Bizans’ın son savunmasında 8.000’den az kişinin bulunduğu belirtilir. Şehrin 1453’te ele geçirilmesi imparatorluğu sona erdirdi. Böylece Roma’dan devralınan devlet geleneği ortadan kalkmadı; ancak Bizans İmparatorluğu’nun siyasi varlığı, yaklaşık bin yıllık doğu Roma tarihinin ardından sona erdi.
Konstantinopolis’in stratejik konumu, şehirde yaşayanların gündelik hayatını doğrudan etkiliyordu: limanlara gelen mallar, devletin ticaret kuralları ve başkentin savunma düzeni ekonomik yaşamın temel çerçevesini oluşturuyordu. Devletin vergi ve para düzeni de insanların üretim, alışveriş ve kamu hizmetleriyle ilişkisini belirliyordu.
Bizans’ın yıkılışını yalnızca 1453 kuşatmasıyla açıklamak eksiktir. Anadolu’nun kaybı, iç savaşlar, 1204’te Konstantinopolis’in yağmalanması, mali ve askerî zayıflama ile Osmanlı baskısı birlikte değerlendirilmelidir.
Sık sorulan sorular
Bizans İmparatorluğu aslında Roma İmparatorluğu’nun devamı mıydı?
Evet. Bizans halkı ve yöneticileri kendilerini Romalı olarak görüyordu; imparatorluk Roma’nın yönetim, hukuk ve devlet geleneklerini doğu eyaletlerinin Yunanca ve Hristiyan karakteriyle sürdürdü.
Bizans İmparatorluğu ne zaman kuruldu?
Kuruluşu tek bir tarihe indirgenemez. Konstantin’in 324’te Konstantinopolis’i başkent hâline getirmesi ve 395’te doğu-batı yönetimlerinin kesin biçimde ayrılması, Bizans’ın ortaya çıkış sürecindeki başlıca dönüm noktalarıdır.
Konstantinopolis Bizans için neden önemliydi?
Şehir, Avrupa ile Asya arasındaki geçiş yollarına hâkimdi; güçlü surları, limanları ve merkezî yönetim kurumları sayesinde imparatorluğun askerî, siyasi ve ekonomik merkezi oldu.
Bizans İmparatorluğu neden zayıfladı?
Uzun savaşlar, iç taht mücadeleleri, vergi ve askerî kaynakların azalması, Anadolu ve diğer zengin eyaletlerin kaybı, 1204 yağması ve Osmanlı ilerleyişi zayıflamayı birlikte oluşturdu.
Bizans İmparatorluğu ne zaman sona erdi?
Konstantinopolis’in Osmanlılar tarafından fethedildiği 1453’te sona erdi.
- •Wikipedia (EN) — Byzantine Empire — Byzantine Empire / girisen.wikipedia.org