David Hume
David Hume, deneycilik ve felsefi kuşkuculuk anlayışıyla Batı felsefesinin en etkili düşünürlerinden biridir. Bilginin deneyimden doğduğunu savunmuş, nedensellik ve tümevarımın nasıl temellendirilebileceğini sorgulamış, ahlakı insan duygularıyla ilişkilendirmiştir. Yaşamı boyunca filozofluğun yanı sıra tarihçilik, denemecilik, kütüphanecilik ve diplomatlık da yapmıştır.
“Reason is, and ought only to be the slave of the passions, and can never pretend to any other office than to serve and obey them.”
David Hume (1711-1776), İskoç filozof, tarihçi, ekonomist ve deneme yazarıdır. Felsefesinde insan zihnini, bilgiyi ve ahlakı doğaüstü açıklamalardan çok deneyim, alışkanlık ve insan doğası üzerinden incelemeye çalışmıştır.
David Hume'un yaşamı ve düşünsel gelişimi
David Hume, 7 Mayıs 1711'de Edinburgh'da David Home adıyla doğdu. Babasını küçük yaşta kaybetti; annesi, David'i, ağabeyini ve kız kardeşini tek başına büyüttü. Ailesinin hukukla ilişkisi nedeniyle başlangıçta hukuk mesleğini düşünse de Edinburgh Üniversitesine çok genç yaşta devam ederken ilgisi Cicero ve Virgil gibi klasik yazarlara, özellikle de felsefe ve genel öğrenime yöneldi. Üniversiteden mezun olmadı; çünkü mesleki eğitimden çok bağımsız okumaya değer veriyordu.
Yaklaşık 18 yaşında, düşüncesinde yeni bir yön açıldığını belirtti ve uzun yıllarını insan zihnini ve insan doğasını incelemeye adadı. Bu dönemde sağlığı bozuldu; ardından daha hareketli bir yaşam sürerek çalışmalarını devam ettirmeye çalıştı. Düşünsel gelişiminin merkezinde, insanı soyut ilkelerle açıklamak yerine zihinsel deneyimlerini ve davranışlarını gözlemleme amacı vardı. Bu yönelim, daha sonra deneysel akıl yürütmeyi ahlaki konulara uygulama girişimi olarak tanımladığı ilk büyük eseri A Treatise of Human Nature'ın temelini oluşturdu.
Gençliğinde geçimini sağlamak için bir tüccarın yardımcısı olarak çalıştı ve Fransa'daki La Flèche'e gitti. Burada Cizvitlerle tartıştı ve kolejin geniş kütüphanesinden yararlandı. 1734'te aile adının yazımını Home'dan Hume'a çevirdi. 1738'de ilk büyük eserini tamamladı; ancak eser beklediği ilgiyi görmedi. Buna rağmen çalışmalarını sürdürdü.
Hume, üniversitede kalıcı bir görev elde etmekte dinî görüşleri hakkındaki kuşkular nedeniyle zorlandı. 1745'te Edinburgh Üniversitesindeki bir kürsüye başvurdu fakat atanamadı; 1746'da kuzeni James St Clair'in sekreteri olarak askerî bir sefere katıldı, 1748'de ise Viyana ve Torino saraylarına gönderilen diplomatik heyetlerde görev yaptı. Bu meslek deneyimleri, akademik bir kürsüden çok yazarlık ve araştırmayla ilerleyen bir hayat kurmasına katkı sağladı.
1751'de Edinburgh'a döndü ve ertesi yıl Advocates Library'nin kütüphanecisi oldu. Bu görev, ona geniş bir araştırma malzemesine erişim verdi. Kütüphanedeki çalışmalarının sonucunda, 1754-1762 arasında yayımlanan altı ciltlik The History of England'ı yazdı. Eser büyük bir satış başarısı kazanınca Hume, yaşamı boyunca özellikle tarihçi ve deneme yazarı olarak tanındı. 25 Ağustos 1776'da öldü. Böylece felsefi araştırmasını insan doğasının doğal ve deneyime dayalı açıklamasına bağlayan bir düşünür olarak kalıcılaştı.
David Hume'un başlıca eserleri
Hume'un felsefi projesinin başlangıç noktası A Treatise of Human Nature'dır. Dört yıl üzerinde çalıştığı bu eser 1738'de tamamlandı ve insan doğasını, zihnin işleyişini, bilgiyi ve ahlakı deneysel bir akıl yürütme yöntemiyle incelemeyi amaçladı. İlk yayımlandığında eleştirmenlerce soyut ve anlaşılması güç bulundu; ancak günümüzde Hume'un en önemli çalışmaları arasında kabul edilir. Hume daha sonra eserdeki düşünceleri daha kısa ve anlaşılır biçimde özetleyen An Abstract of a Book lately Published adlı metni de yayımladı.
Essays Moral and Political 1741'de yayımlandı ve sonraki baskılarda Essays, Moral, Political, and Literary adıyla genişletildi. Philosophical Essays Concerning Human Understanding ise daha sonra An Enquiry Concerning Human Understanding adıyla yayımlandı; bu eser, Hume'un bilgi, deneyim ve insan zihni hakkındaki görüşlerini daha erişilebilir bir biçimde sundu. Hume, An Enquiry Concerning Human Understanding ile An Enquiry Concerning the Principles of Morals adlı iki geç dönem eserini en önemli edebî ve felsefi başarıları olarak görüyordu.
The History of England, Hume'un yaşamındaki en büyük tarihçilik projesiydi. 1752'de başlayan ve on beş yıl süren çalışma, Julius Caesar'ın istilasından 1688 Devrimi'ne kadar İngiltere tarihini ele alan altı ciltten oluştu. Eser, döneminde çok satan bir kitap oldu ve Hume'un kendi çağındaki ününü büyük ölçüde tarihçi kimliği üzerinden kurmasını sağladı. Political Discourses da Hume'un ilk yayımlandığında başarılı bulduğu eseriydi.
Deneycilik ve zihnin içerikleri
Hume'un bilgi anlayışı deneycilik geleneğine dayanır. Deneycilik, bilginin ve zihinsel içeriklerin deneyimle ilişkili olduğunu savunan yaklaşımdır. Hume, zihinde doğuştan hazır bulunan fikirlerin varlığını reddeder ve zihnin içeriklerini ikiye ayırır: izlenimler ve fikirler. İzlenimler, duyumlar ve duygular gibi daha canlı ve doğrudan yaşantılardır; fikirler ise bu izlenimlerin düşünme veya hatırlama sırasında zihinde bulunan daha soluk içerikleridir.
Bu ayrım, Hume'un insan bilgisini inceleme biçimini belirler. Bir düşüncenin anlamını ve dayanağını araştırırken, onun hangi izlenimlerden türediğini sormak gerekir. Zihin, tek tek izlenimleri yalnızca depolamaz; benzerlik, yakınlık ve alışkanlık gibi bağlantılar yoluyla onları bir araya getirir. Bu nedenle karmaşık düşünceler, daha temel deneyimlerden kurulabilir. Hume'un amacı, zihnin içeriklerini bu doğal işleyiş içinde açıklamak ve deneyimle bağlantısı kurulamayan iddialara karşı dikkatli olmaktır.
Hume ayrıca bilgi alanını düşünceler arasındaki ilişkiler ile olgulara ilişkin bilgiler şeklinde ayırır. İlk grupta doğruluk, düşüncelerin kendi ilişkilerinden anlaşılır; ikinci grupta bilgi deneyime dayanır. Örneğin bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığını yalnızca kavramları inceleyerek değil, deneyim ve gözlem yoluyla değerlendirmek gerekir. Bu yaklaşım, Hume'un felsefi kuşkuculuğunun temelini oluşturur: İnsan zihni birçok konuda inanç üretebilir, fakat bu inançların dayanağını ve sınırlarını ayrıca sorgulamalıdır.
Nedensellik, tümevarım ve kuşkuculuk
Hume'a göre nedensellik, bir olayın başka bir olayı zorunlu olarak doğurduğunu doğrudan algılamak anlamına gelmez. Deneyimde gördüğümüz şey, olayların belirli bir düzen içinde tekrar tekrar birlikte ortaya çıkmasıdır. Zihin bu tekrarları alışkanlık yoluyla birbirine bağlar ve bir olay görüldüğünde diğerini beklemeye başlar. Böylece nedensel zorunluluk, duyularla yakalanan ayrı bir özellikten çok zihnin tekrarlanan deneyimler karşısındaki beklentisi olarak açıklanır.
Bu görüş, tümevarım sorunuyla bağlantılıdır. Geçmişte olayların belirli biçimde gerçekleşmiş olması, gelecekte de aynı düzenin süreceğini mantıksal olarak kanıtlamaz. Geçmiş deneyimlerden geleceğe ilişkin çıkarım yapmak, geleceğin geçmişe benzeyeceği varsayımını gerektirir; fakat bu varsayımın kendisi yalnızca geçmiş deneyimlere başvurularak kesin biçimde temellendirilemez. Hume'un kuşkuculuğu burada ortaya çıkar: Gündelik yaşam ve bilim deneyime dayanmak zorundadır, ancak deneyimin nedensellik ve geleceğe ilişkin çıkarımları mutlak kesinlikte güvenceye aldığı söylenemez.
Nedensellik ve tümevarım görüşlerinin ayrıntılı çözümlemesi, ayrı bir inceleme konusudur.
Hume'un ahlak anlayışı
Hume, ahlakı yalnızca aklın soyut sonuçlarına dayandırmaz. Ona göre ahlaki değerlendirmeler, insanlarda onaylama veya reddetme duyguları doğurur; bu duygular da davranışları etkiler. Akıl, olgular ve ilişkiler hakkında bilgi sağlayabilir, fakat tek başına bir kişiyi eyleme yönelten ahlaki gücü oluşturmaz. Bu nedenle Hume'un ahlak anlayışı, duyguya ve insan doğasına dayanan duyumcu bir yaklaşımdır.
Bu yaklaşımda ahlaki yargı, yalnızca bir durumun nasıl olduğunu bildirmekten farklıdır. Bir olgudan, araya değer ve duyguya ilişkin bir değerlendirme koymadan, doğrudan nasıl davranılması gerektiği sonucuna geçilemez. Hume böylece olgularla yükümlülükler arasındaki farkı belirginleştirir. İnsanların davranışlarını anlamak için soyut akıl ilkeleri kadar, onları harekete geçiren tutkuları ve duyguları da hesaba katmak gerekir.
Hume'un ahlak felsefesinin ayrıntılı incelenmesi, insan duyguları, erdem ve ahlaki yargıların kapsamını daha geniş biçimde ele alan ayrı bir konudur.
Hume'un felsefedeki etkisi ve önemi
Hume'un önemi, insan bilgisini deneyim ve zihinsel alışkanlıklar üzerinden açıklarken felsefenin kesinlik iddialarını sınamasından kaynaklanır. Nedensellik ve tümevarım hakkındaki görüşleri, bilimin ve günlük düşünmenin dayandığı çıkarımların nasıl mümkün olduğunu yeniden tartışmaya açtı. Ahlakı insan duygularıyla ilişkilendirmesi ise akıl merkezli ahlak açıklamalarına güçlü bir alternatif sundu.
Hume, yaşamı boyunca filozof olarak ün kazanmaktan çok tarihçi ve deneme yazarı olarak tanındı. Buna rağmen sonraki dönemde felsefi eserlerinin etkisi hızla arttı. Immanuel Kant, Hume'un kendisini dogmatik uykusundan uyandırdığını belirtti. Hume'un tümevarım sorunu, Karl Popper'ın bilim felsefesi üzerinde temel bir önem taşıdı; Popper, kendi bilim anlayışını Hume'un sorunu üzerinden yeniden kurdu. Mantıksal pozitivizm, erken analitik felsefe, bilişsel bilim ve bilim felsefesi de Hume'un deneycilik ve kuşkuculuk mirasından etkilendi.
Hume'un düşünceleri çağdaş felsefede ve bilişsel bilimde "Humecu" olarak adlandırılan çeşitli yaklaşımların ortaya çıkmasına yol açacak kadar etkili oldu. İskoç Aydınlanması içindeki düşünürlerle kurduğu ilişkiler, onun akıl, insan doğası ve toplum sorunlarını dönemin canlı entelektüel ortamında tartıştığını gösterir. Bu nedenle Hume, yalnızca belirli tezleriyle değil, felsefi sorunları deneyim ve insan psikolojisi açısından yeniden kurma biçimiyle Batı felsefesinin dönüm noktalarından biri sayılır.
Hume'un din felsefesi ve din eleştirisi, mucizeler ile tasarım kanıtına yönelik tartışmaları nedeniyle ayrı bir başlık altında incelenir.
Bir anıyı hatırlarken yaşanan ilk duyum ya da duygu ile onun zihinde yeniden canlanan daha soluk hali aynı değildir. Hume'un izlenim ve fikir ayrımı, günlük yaşamda doğrudan yaşantı ile o yaşantının hatırlanması arasındaki farkı düşünmek için kullanılabilir.
Hume'da nedensellik, olaylar arasındaki zorunlu bağı doğrudan algılamak değil, tekrar eden birlikteliklerden doğan zihinsel alışkanlıktır. Ahlakta ise akıl tek başına eylem gücü sağlamaz; duygular ve tutkular davranışta belirleyici rol oynar.
Sık sorulan sorular
David Hume hangi felsefi akıma bağlıdır?
Hume, John Locke ve George Berkeley ile birlikte anılan deneycilik geleneğinin önemli temsilcilerindendir. Ayrıca felsefi kuşkuculuk ve metafizik doğalcılıkla ilişkilendirilir.
Hume'a göre nedensellik nedir?
Nedensellik, olaylar arasında doğrudan algılanan zorunlu bir bağ değildir. Tekrarlanan birliktelikler, zihinde alışkanlık yoluyla bir olaydan sonra diğerinin geleceği beklentisini oluşturur.
Hume ahlakı neye dayandırır?
Hume ahlaki yargıları yalnızca akla değil, insan duygularına ve tutkularına dayandırır. Akıl olguları gösterebilir; davranışları harekete geçiren güç ise duygulardır.
David Hume'un en önemli eserleri hangileridir?
A Treatise of Human Nature, An Enquiry Concerning Human Understanding, An Enquiry Concerning the Principles of Morals ve The History of England başlıca eserleri arasındadır.
- •Wikipedia (EN) — David Hume — David Hume / girisen.wikipedia.org