Ana sayfabiyografilerFilozoflarİbn Rüşd Kimdir?
👤

İbn Rüşd

14 Nisan 1126, Kurtuba — 11 Aralık 1198 · Filozof, hukukçu, hekim
Endülüs Düşüncesiİslam FelsefesiAristoteles Yorumcusuİslam HukukuOrta Çağ Felsefesi

İbn Rüşd, 12. yüzyıl Endülüs’ünde yaşamış hukukçu, hekim, filozof ve Aristoteles yorumcusudur. Kadılık ve saray hekimliği gibi görevler üstlenmiş, felsefe ile din arasındaki ilişkiyi akıl temelinde açıklamaya çalışmıştır. Aristoteles üzerine yazdığı şerhler, onun İslam dünyasında ve Avrupa’da tanınmasını sağlamıştır.

Hızlı bilgiler
Tam Adı
Ebû’l-Velîd Muhammed b. Ahmed İbn Rüşd
Latincedeki Adı
Averroes
Doğum Yeri
Kurtuba
Başlıca Alanları
Felsefe, hukuk, tıp, astronomi ve kelam
Önemli Hukuk Eseri
Bidâyetü’l-Müctehid
Önemli Tıp Eseri
Külliyât fi’t-Tıbb
Önemli Görevleri
Kadı, saray hekimi ve Kurtuba başkadısı
Yaşam çizelgesi
1126
Kurtuba’da doğdu
14 Nisan’da, hukuk ve dinî görevlerle tanınan bir ailede dünyaya geldi.
1153
Marakeş’te astronomi çalışmaları yaptı
Astronomik gözlemler gerçekleştirdi ve yeni eğitim kurumlarının kurulması projesini destekledi.
1169
Sevilla kadısı oldu
Aynı dönemde Aristoteles eserlerine yönelik kapsamlı yorumlarını yazmaya başladı.
1171
Kurtuba kadısı oldu
Hukukî davalara baktı ve dinî hukuka dayalı görüşler verdi.
1179
Yeniden Sevilla kadılığına atandı
Kadılık görevinin yanında ilmî çalışmalarını sürdürdü.
1182
Saray hekimi ve Kurtuba başkadısı oldu
İbn Tufeyl’in ardından saray hekimliğini üstlendi ve aynı yıl başkadı olarak görevlendirildi.
1195
Gözden düştü ve Lucena’ya gönderildi
Hakkındaki suçlamalar sonrasında eserleri mahkûm edildi ve sürgün edildi.
1198
Öldü
11 Aralık’ta hayatını kaybetti.

truth cannot contradict truth

Decisive Treatise

İbn Rüşd, tam adıyla Ebû’l-Velîd Muhammed b. Ahmed İbn Rüşd, Endülüs’ün Kurtuba şehrinde yetişen çok yönlü bir düşünürdür. Hukuk, tıp, felsefe, astronomi ve dinî ilimler alanlarında çalışan İbn Rüşd, özellikle Aristoteles eserlerine yazdığı kapsamlı yorumlarla tanınır.

İbn Rüşd’ün kimliği ve Endülüs’teki yaşamı

İbn Rüşd, 14 Nisan 1126’da Endülüs’ün Kurtuba şehrinde doğdu. Arapça tam adı Ebû’l-Velîd Muhammed b. Ahmed İbn Rüşd’dür. Avrupa’da Averroes adıyla tanındı; bu ad, İbn Rüşd isminin Orta Çağ Latincesindeki biçiminden türemiştir. “el-Hafîd” yani “torun” lakabı da onu aynı adı taşıyan, tanınmış kadı ve hukukçu büyükbabasından ayırmak için kullanılmıştır.

İbn Rüşd’ün ailesi Kurtuba’da kamu hizmetleriyle, özellikle hukuk ve dinî görevlerle tanınıyordu. Büyükbabası Kurtuba’nın başkadısı ve Kurtuba Ulu Camii’nin imamıydı. Babası da bir dönem başkadılık yaptı. Bu aile çevresi, İbn Rüşd’ün hukuk, dinî ilimler ve yönetim alanlarıyla erken yaşta ilişki kurmasını sağladı.

İbn Rüşd, Endülüs’te Murabıtlar döneminin sonu ile Muvahhidler döneminin yükselişi arasındaki değişim ortamında yetişti. Endülüs şehirleri yalnızca dinî eğitim merkezleri değildi; hukukçuların, hekimlerin, filozofların ve şairlerin bir araya geldiği canlı kültür çevrelerine de sahipti. İbn Rüşd, Sevilla’da filozof, hekim ve şairlerin katıldığı düzenli toplantılara katıldı; burada İbn Tufeyl ve İbn Zühr gibi isimlerle aynı entelektüel çevrede bulundu. Bu ortam, onun farklı bilgi alanlarını birbirinden kopuk değil, birlikte ele almasına imkân verdi.

Kurtuba’daki aile mirası ve Endülüs’ün çok yönlü kültür hayatı, İbn Rüşd’ün kimliğini belirleyen iki temel unsurdu. Bir yandan hukuk kurallarını ve dinî metinleri inceleyen bir kadı, diğer yandan doğa, insan ve bilgi sorunları üzerine çalışan bir filozoftu. Bu nedenle onu yalnızca tek bir mesleğin temsilcisi olarak değil, farklı bilim alanlarını aynı düşünsel çerçevede buluşturan bir Endülüs bilgini olarak değerlendirmek gerekir.

Eğitimi ve görevleri

İbn Rüşd’ün eğitimi hadis, fıkıh, tıp ve kelamı kapsıyordu. Maliki hukukunu İbn Rızk’tan, hadisi ise İbn Büşküvâl’den öğrendi; babasından da hukuk ve İmam Malik’in Muvatta adlı eseri üzerine eğitim aldı. Tıp alanında Ebû Cafer Cerî et-Tecâil’in öğrencisi oldu ve felsefeyle de bu çevrede tanışmış olabilir. Ayrıca Eş‘arî kelamını inceledi; daha sonra bu ekolün bazı yaklaşımlarını eleştirdi. Eğitiminin önemli bir yönü de “eskilerin bilimleri” olarak anılan Yunan felsefesi ve bilimlerine ilgi duymasıydı.

İbn Rüşd’ün görevleri, kuramsal ilgileriyle uygulamalı sorumluluklarını birleştirdi. 1169’da Sevilla kadısı, 1171’de Kurtuba kadısı oldu ve dinî hukuka dayanarak davalara karar verip hukukî görüşler verdi. 1179’da yeniden Sevilla kadılığına atandı. 1182’de İbn Tufeyl’in ardından saray hekimliği görevini üstlendi ve aynı yıl Kurtuba başkadısı oldu. Kadılık, onun hukuk kurallarını somut meselelerde uygulamasını; hekimlik ise insan bedeni ve doğa üzerine gözleme dayalı düşünmesini gerektiriyordu. Saray çevresindeki konumu da onu hükümdarın ilmî danışma ortamına yaklaştırdı. 1169’da Muvahhid halifesi Ebû Ya‘kūb Yûsuf’la tanıştırılması ve Aristoteles eserlerini açıklama görevinin kendisine verilmesi, kariyerinin düşünsel yönünü güçlendirdi.

Başlıca eserleri ve çalışma alanları

İbn Rüşd, hukuk, tıp ve felsefe başta olmak üzere birçok alanda eser verdi. Fıkıh alanındaki önemli çalışması Bidâyetü’l-Müctehid’dir. Bu eserinde İslam hukuk ekolleri arasındaki görüş ayrılıklarını ve bu ayrılıkların dayandığı ilkeleri ele aldı. Böylece yalnızca belirli hukuk hükümlerini sıralamakla kalmayıp, farklı hukukî sonuçların hangi yöntemsel sebeplerden doğduğunu incelemeye yöneldi.

Tıp alanındaki eseri Külliyât fi’t-Tıbb’dır. Bu kitap Latinceye çevrildi ve Avrupa’da Colliget adıyla yüzyıllar boyunca ders kitabı olarak kullanıldı. İbn Rüşd’ün tıp görüşleri ile Külliyât’ın ayrıntılı incelenmesi, tıp alanına ayrılmış ayrı bir çalışmanın konusudur.

Felsefede Aristoteles’in eserlerine yazdığı yorumların yanı sıra bağımsız risaleler de kaleme aldı. Akıl, kıyas, faal akılla birleşme, zaman, gök küresi ve kürenin hareketi üzerine çalışmalar yazdı. Ayrıca Fârâbî’nin mantık yaklaşımını Aristoteles’inkiyle karşılaştıran, İbn Sînâ’nın bazı görüşlerini eleştiren polemik metinler hazırladı. Astronomiyle de ilgilendi; gök cisimlerinin hareketlerini yalnızca matematiksel hesaplarla değil, fiziksel ilkelerle açıklamaya çalıştı. Bu girişim bütünüyle başarılı olmadı, ancak onun gözlem, hesap ve felsefî açıklamayı birlikte düşünme çabasını gösterdi.

Akıl, din ve felsefe hakkındaki temel yaklaşımı

İbn Rüşd’ün temel düşünsel meselelerinden biri, akıl yürütme ile dinî vahiy arasında nasıl bir ilişki kurulacağıdır. Ona göre felsefe, dikkatli yöntem ve akıl yoluyla ulaşılan sonuçları araştırır; vahiy ise insanları hakikate yönlendirir. Bu iki yolun amacı hakikati bulmak olduğundan, gerçek anlamda bir çelişki oluşturmaları mümkün değildir. İbn Rüşd bu düşüncesini “truth cannot contradict truth” sözüyle ifade eder.

Bir felsefî sonuç, dinî metnin görünürdeki anlamıyla uyuşmazsa İbn Rüşd’e göre metin yorumlanmalıdır. Bu yorum, metni geçersiz saymak değil, onun mecazî veya daha derin anlamını araştırmaktır. Ancak böyle bir yorumun herkes tarafından değil, bilgi ve akıl yürütme bakımından yetkin kişilerce yapılması gerektiğini savunur. Böylece hem dinî metnin otoritesini hem de aklî araştırmanın meşruiyetini korumaya çalışır.

İbn Rüşd, felsefeyle uğraşmanın Müslümanlar için yasak olmadığını, bazı kişiler bakımından gerekli hatta zorunlu olabileceğini ileri sürdü. Kur’an’ın doğa ve varlık üzerine düşünmeye çağıran ifadelerini, felsefî araştırmanın dinle bağdaşabileceğine ilişkin bir dayanak olarak kullandı. Ona göre insanlara hakikati anlatmanın farklı yolları vardır: geniş halk kitlelerine hitap eden ikna edici anlatım, din bilginlerinin kullandığı tartışmacı yöntem ve filozofların mantıksal kanıta dayanan yöntemi. Bu ayrım, aynı hakikatin farklı bilgi ve kavrayış düzeylerine uygun biçimde açıklanabileceği fikrine dayanır.

Aristoteles yorumculuğu ve düşünce tarihindeki etkisi

İbn Rüşd’ün en belirleyici çalışmaları Aristoteles’in eserlerine yazdığı şerhlerdir. Muvahhid halifesi Ebû Ya‘kūb Yûsuf, Aristoteles’in metinlerini anlamanın güçlüğünden söz edince İbn Tufeyl, bu eserleri açıklama görevini İbn Rüşd’e önermişti. İbn Rüşd’ün Aristoteles yorumları 1169’da başladı ve zamanla felsefî mirasının merkezine yerleşti. Amacı, Aristoteles’in düşüncesini daha önceki Yeni-Platoncu yorumlardan ayırarak mümkün olduğunca aslına uygun biçimde açıklamaktı.

Bu yorumculuk yalnızca metin açıklamak anlamına gelmiyordu. İbn Rüşd, Aristoteles’in görüşlerini kendi dönemindeki İslam düşüncesiyle karşılaştırıyor, önceki filozofların ve kelamcıların eleştirilerini değerlendiriyor ve akıl yürütmenin ilkelerini açıklıyordu. Aristoteles felsefesinin ayrıntılı çözümlemesi, kapsamı daha geniş ayrı bir inceleme konusudur.

İbn Rüşd’ün eserleri Latince ve İbraniceye çevrildi. Bu çeviriler, Batı Avrupa’da Aristoteles ve Yunan düşünürlerine yönelik ilgiyi yeniden canlandırdı; çünkü bu alan, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Avrupa’da büyük ölçüde geri planda kalmıştı. Avrupa’da “Yorumcu” olarak tanınması, Aristoteles açıklamalarının etkisini gösterir. İbn Rüşdcülük adı verilen Orta Çağ Avrupa felsefesindeki hareket ve etkileri ayrı bir makalenin konusudur.

İbn Rüşd’ün mirası yalnızca takdirden oluşmadı. Zihnin bütün insanlar için ortak olduğu yönündeki görüşü Batı’da en çok tartışılan tezlerinden biri hâline geldi. Bazı eserleri 1270 ve 1277’de Katolik Kilisesi tarafından mahkûm edildi; buna rağmen Latin Averroizmi 16. yüzyıla kadar takipçiler buldu.

Hayatının son dönemi, ölümü ve mirası

İbn Rüşd’ün hayatının son dönemi, felsefeye yönelik eleştirilerin ve saray siyasetindeki değişimlerin etkisini taşıdı. 1195’te hakkında çeşitli suçlamalar ortaya çıktı; Kurtuba’daki bir mahkeme öğretilerini mahkûm etti, eserlerinin yakılmasına karar verdi ve onu yakındaki Lucena’ya gönderdi. Bu gözden düşürülme döneminin ayrıntılı nedenleri konusunda farklı siyasî açıklamalar bulunmaktadır; burada yalnızca hayatındaki önemli bir kırılma noktası olarak anılmaktadır.

Daha sonra siyasî şartların değişmesiyle affedildi ve yeniden hükümdarın desteğini kazandı. Ancak bu dönüş, önceki tartışmaların onun düşünsel mirası üzerindeki etkisini ortadan kaldırmadı. İbn Rüşd 11 Aralık 1198’de Marakeş’te öldü; naaşı daha sonra Kurtuba’ya nakledildi.

İbn Rüşd, İslam dünyasında hukukçu ve hekim olarak; Avrupa’da ise özellikle Aristoteles yorumcusu olarak hatırlandı. Felsefeyi dinî düşünceyle karşı karşıya getirmek yerine, farklı bilgi yollarının hakikate ulaşma biçimlerini açıklamaya çalıştı. Eserlerinin Latince ve İbraniceye aktarılması, düşüncelerinin Endülüs sınırlarını aşmasını sağladı. Böylece onun mirası, hem İslam düşüncesindeki akıl-vahiy tartışmalarında hem de Avrupa’nın Aristoteles’i yeniden keşfetme sürecinde etkili oldu.

Günlük hayatta

İbn Rüşd’ün kadılık, hekimlik ve felsefeyi birlikte yürütmesi, bir sorunu değerlendirirken hukukî, bilimsel ve aklî yönlerin ayrı ayrı incelenebileceğini gösteren somut bir çalışma yaklaşımıdır.

Sınavda

İbn Rüşd’ü ayırt eden temel nokta, akıl ile vahyin gerçek anlamda çelişmeyeceğini savunması ve görünürdeki uyuşmazlıklarda dinî metinlerin yorumlanabileceğini ileri sürmesidir. Ayrıca Aristoteles’in eserlerine yazdığı şerhlerle tanınır.

Sık sorulan sorular

İbn Rüşd kimdir?

İbn Rüşd, 12. yüzyıl Endülüs’ünde yaşamış hukukçu, hekim, filozof ve Aristoteles yorumcusudur.

İbn Rüşd hangi alanlarda çalışmıştır?

Fıkıh, tıp, felsefe, astronomi, kelam ve mantık gibi alanlarda çalışmalar yapmıştır.

İbn Rüşd akıl ile din arasındaki ilişkiyi nasıl açıklamıştır?

Akıl ve vahyin aynı hakikate yöneldiğini, bu nedenle gerçek bir çelişki oluşturamayacağını savunmuştur. Görünürdeki çelişkilerde dinî metinlerin yorumlanabileceğini belirtmiştir.

İbn Rüşd neden Aristoteles yorumcusu olarak tanınır?

Aristoteles’in birçok eserine kapsamlı şerhler yazmış ve onun düşüncesini açıklayıp önceki yorumlarla karşılaştırmıştır.

İbn Rüşd’ün önemli eserlerinden biri hangisidir?

İslam hukuk ekolleri arasındaki görüş ayrılıklarını inceleyen Bidâyetü’l-Müctehid, önemli eserlerinden biridir. Tıp alanında da Külliyât fi’t-Tıbb’ı kaleme almıştır.

Kaynaklar
SıradakiMevlana Celaleddin Rumi