Napolyon Bonapart
Napolyon Bonapart, Fransız Devrimi sonrasında hızla yükselen bir general, devlet adamı ve Fransa imparatorudur. Askerî zaferleriyle Avrupa’da büyük bir güç kurmuş; hukuk, eğitim ve yönetim alanındaki reformlarıyla kalıcı bir miras bırakmıştır. Rusya Seferi, Waterloo yenilgisi ve Saint Helena sürgünü ise iktidarının sonunu getirmiştir.
Napolyon Bonapart, 15 Ağustos 1769’da Korsika’nın Ajaccio kentinde doğdu ve 5 Mayıs 1821’de Saint Helena’da öldü. Fransız Devrimi’nin oluşturduğu siyasal ve askerî ortamda öne çıkarak general, Birinci Konsül ve imparator oldu. Hayatındaki temel dönüm noktaları; 1793’te Toulon kuşatması, 1799’daki darbe, 1804’te imparator oluşu, 1812 Rusya Seferi, 1815 Waterloo yenilgisi ve Saint Helena sürgünüdür. Napolyon’un hayatındaki tarihleri kronolojik biçimde görmek için Atatürk’ün hayatı ilkokul için sayfasındaki benzer zaman çizelgesi yaklaşımı da incelenebilir.
Korsika’daki çocukluğu, eğitimi ve Fransız ordusundaki yükselişi
Napolyon, İtalyan kökenli bir aileden gelen Carlo Maria Buonaparte ile Maria Letizia Ramolino’nun çocuğuydu. Babası Korsika’nın Fransa’ya bağlanmasına karşı yürütülen bağımsızlık mücadelesini desteklemişti; ancak daha sonra Fransız yöneticilerle ilişki kurdu. Bu ilişkiler ve ailenin soylu, görece varlıklı konumu, Napolyon’un Korsika’daki sıradan çocuklara göre daha iyi eğitim olanaklarına ulaşmasını sağladı. Çocukluğunda annesinin disiplinli tutumu da kişiliği üzerinde etkili oldu.
Napolyon dokuz yaşındayken, Ocak 1779’da Fransız ana karasına gönderildi. Önce Autun’daki dinî okulda Fransızcasını geliştirmeye çalıştı, ardından Brienne-le-Château’daki askerî akademiye geçti. Korsika ve İtalyanca konuşma geçmişi nedeniyle Fransızca aksanı ve yazımı arkadaşları arasında dikkat çekti; dışlanma karşısında içine kapanarak okumaya ve derslerine yöneldi. Matematikte özellikle başarılıydı; tarih, coğrafya ve edebiyatla da ilgilendi. Bu eğitim, topçuluk gibi hesaplama ve teknik bilgi gerektiren bir askerlik alanına hazırlanmasına yardım etti.
Eylül 1784’te Paris’teki École militaire’e kabul edildi ve topçu subayı olmak üzere eğitim gördü. Babasının Şubat 1785’te ölmesi ailenin gelirini azalttığı için iki yıllık programı bir yılda tamamlamak zorunda kaldı. Aynı yıl sınavdan geçerek bu okuldan mezun olan ilk Korsikalı oldu ve Fransız Kraliyet Ordusu’nda subay olarak görevlendirildi.
Napolyon’un ordudaki yükselişi, yalnızca eğitimine değil, devrim yıllarında ortaya çıkan fırsatlara da bağlıydı. 1789’da Fransız Devrimi’ni destekledi ve Korsika’da devrimin amaçlarını savundu. 1793’te Toulon kuşatmasındaki başarısı onu görünür hâle getirdi. 1795’te Paris’teki kralcı ayaklanmanın bastırılmasında topçuyu etkili biçimde kullanması, yeni yönetimin güvenini kazanmasını sağladı. Bu olaydan sonra İç Ordu komutanlığına, Ocak 1796’da ise İtalya Ordusu’nun başına getirildi.
Fransız Devrimi sonrasında siyasi ve askerî yükselişi
Fransız Devrimi, eski monarşik düzeni sarsarak orduda ve devlette hızlı değişimler meydana getirdi. Napolyon, bu değişim ortamında askerî yeteneğini siyasal bağlantılar ve kamuoyundaki ünüyle birleştirerek yükseldi. Toulon’daki başarısı ve 13 Vendémiaire olarak bilinen 5 Ekim 1795 olayında kralcı isyanı bastırması, onun yalnızca cephede değil, başkentteki iktidar mücadelesinde de etkili olabileceğini gösterdi.
1796’da İtalya Ordusu’nun komutanlığına getirilen Napolyon, Avusturya ve müttefiklerine karşı yürütülen seferde belirleyici zaferler kazandı. Bu başarılar onu Fransa’da ulusal bir kahramana dönüştürdü. Böylece askerî itibar, siyasi destek oluşturdu; siyasi yönetim de onun komutanlık yetkisini genişletti. 1798’de Mısır ve Suriye’ye düzenlediği sefer, Doğu Akdeniz’deki Fransız etkisini artırma girişimiydi ve Napolyon’a Fransa’dan uzakta da büyük bir askerî girişime liderlik etme fırsatı verdi.
Fransa’da yönetim zayıflarken Napolyon, askerî şöhretini iktidar değişikliği için kullandı. Kasım 1799’da Direktuvar’a karşı 18 Brumaire darbesini örgütledi ve Cumhuriyet’in Birinci Konsülü oldu. Bu olay, onun ordunun desteğini ve siyasal kurumların krizini aynı anda kullanarak yürütme gücünü ele geçirmesinin somut örneğiydi. 1800’de Marengo Savaşı’nı kazanması, Fransa’nın İkinci Koalisyon Savaşı’ndaki üstünlüğünü güvenceye aldı ve yeni yönetimin meşruiyetini güçlendirdi.
Napolyon’un yükselişinde kamuoyu desteği kadar kurumların yeniden düzenlenmesi de rol oynadı. Devrim sonrası belirsizlik içinde düzen ve istikrar vaadi, onu hem yönetici çevreler hem de toplumun bir bölümü için güçlü bir seçenek hâline getirdi. Böylece bir topçu subayı olarak başlayan kariyer, önce general unvanına, ardından ülkenin en güçlü siyasi makamına ulaştı.
Konsüllükten imparatorluğa geçişi
Napolyon’un Birinci Konsül olması, Fransa’da cumhuriyetçi kurumların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu; ancak yürütme gücü giderek onun çevresinde toplanıyordu. Bu süreçte amacı, Devrim sonrasında parçalanmış yönetimi merkezileştirmek, savaşların oluşturduğu belirsizliği azaltmak ve kendi iktidarını kalıcı kurumlarla desteklemekti. Askerî başarılar, halk desteği ve plebisitler bu dönüşümün temel araçları oldu.
1800’deki Marengo zaferi, Napolyon’un yönetiminin askerî açıdan güçlenmesini sağladı. 1801’de Papa VII. Pius ile yapılan Konkordato, rejim ile Katolik Kilisesi arasındaki ilişkiyi yeniden düzenledi. Napolyon ayrıca ülkeye dönmek isteyen göçmenlerin çoğuna af önererek ulusal uzlaşma görüntüsü oluşturdu. Avrupa’da geçici barışın sağlandığı ve ekonominin toparlandığı dönemde popülerliği arttı.
Mayıs 1802’de yapılan plebisitle Napolyon ömür boyu konsül ilan edildi. Bu adım, görev süresinin seçimle sınırlı olduğu bir yönetimden, liderin uzun süreli ve daha kişisel otoritesine dayanan bir düzene geçişi gösteriyordu. Yönetim, halk oylamasını kullanarak merkezî iktidarı onaylatıyor; aynı zamanda yasama ve idari kararları merkezde topluyordu. Fransa’nın Louisiana’yı 1803’te Amerika Birleşik Devletleri’ne satması da Napolyon’un savaş ve maliye koşullarında dış politika kararları aldığı döneme aittir.
Aralık 1804’te Napolyon kendisini Fransızların imparatoru olarak taçlandırdı. Böylece konsüllük, seçim ve halk oylamasıyla desteklenen kişisel yönetimden hanedan niteliği taşıyan imparatorluğa dönüştü. İmparatorluk makamı, onun iktidarını daha da sağlamlaştırdı; fakat bu dönüşüm, Devrim’in cumhuriyetçi beklentileriyle Napolyon’un merkezî ve kalıtsal yönetim eğilimi arasındaki gerilimi de artırdı. Napolyon Yasaları ve idari düzenlemeler, bu yeni iktidarın devlet içinde kalıcılaşmasını sağlayan araçlar oldu.
Başlıca savaşları ve Avrupa’daki güç dengelerine etkisi
Napolyon’un askerî başarıları, Fransa’nın Avrupa’daki etkisini genişletti ve diğer devletleri ona karşı koalisyonlar kurmaya itti. 1805’te Austerlitz zaferi Üçüncü Koalisyon’u dağıttı; bu gelişme Kutsal Roma İmparatorluğu’nun sona ermesine giden süreci hızlandırdı. 1806’da Jena-Auerstedt’te Prusya’yı yendi, 1807’de Friedland zaferiyle Rusya’yı barış görüşmelerine zorladı. 1809’da Wagram zaferi de Avusturya’nın yeniden meydan okumasını sonuçsuz bıraktı. Bu zaferler, Fransa’nın Orta ve Batı Avrupa’daki ağırlığını artırırken Napolyon’un akrabalarını farklı tahtlara yerleştirmesi ve Ren Konfederasyonu’nu kurması güç dengelerini yeniden şekillendirdi.
Napolyon, Britanya’yı ekonomik olarak yıpratmak için Avrupa ülkelerinin Britanya ile ticaretini sınırlayan Kıta Sistemi’ni uygulamaya çalıştı. İber Yarımadası’na müdahale ederek kardeşi Joseph’i İspanya kralı yapması ise uzun ve yıpratıcı bir savaşa yol açtı. Böylece askerî üstünlük, her bölgede aynı siyasi sonucu vermedi; işgal edilen yerlerde direniş ve yeni koalisyonlar ortaya çıktı. Napolyon Savaşları’nın ayrıntılı askerî-diplomatik tarihi ile Napolyon’un strateji ve taktiklerinin kapsamlı incelemesi ayrı bir konudur.
Yönetim anlayışı, reformları ve Napolyon Yasaları
Napolyon’un yönetim anlayışı güçlü ve merkezî bir devlet kurmaya dayanıyordu. Devlet gücünü merkezde toplarken idareyi daha düzenli hâle getirmeye, hukuk kurallarını standartlaştırmaya ve hükümetin ülke üzerindeki denetimini artırmaya çalıştı. Bu yaklaşım, Devrim dönemindeki siyasal dalgalanmaların ardından düzen sağladı; ancak iktidarın merkezileşmesi özgürlüklerin daralması pahasına gerçekleşti.
Napolyon’un en kalıcı uygulamalarından biri Napolyon Yasaları olarak bilinen hukuk düzenidir. Bu düzenlemeler, Fransa’da ve Batı Avrupa’nın bazı bölgelerinde hukuki ve idari uygulamaların ortak bir çerçeveye bağlanmasına katkı sağladı. Feodal düzenin kalıntılarının kaldırılması, hukuk önünde eşitlik ilkesinin güçlendirilmesi ve devlet idaresinin merkezileştirilmesi onun reform mirasının önemli yönleriydi. Ayrıca kamu eğitimi için bir sistem kurdu ve dinî otoritelerin devlet üzerindeki etkisini sınırladı.
Reformların yanında otoriter uygulamalar da vardı. Özgür basın kaldırıldı, doğrudan seçilen temsili yönetim sona erdirildi ve rejimi eleştiren bazı kişiler hapsedildi ya da sürgüne gönderildi. Kadınların ve çocukların medeni hakları daraltıldı; Fransız sömürgelerinde kölelik yeniden yürürlüğe kondu. Bu nedenle Napolyon’un yönetimi, bir yandan hukuk ve idare alanında standartlaşma ve eşitlik fikirlerini yayarken, diğer yandan siyasal özgürlükleri ve bazı grupların haklarını sınırlayan çelişkili bir miras bıraktı. Napolyon Yasaları’nın hukuk tarihi açısından ayrıntılı çözümlemesi ise ayrı bir inceleme konusudur.
Rusya Seferi, tahttan çekilmesi, Elba ve Waterloo süreci
Napolyon’un gücünün çözülmesinde Rusya ile ilişkilerin bozulması belirleyici oldu. Rusya, Napolyon’un Polonya çevresindeki düzenlemelerini, Avusturya ile evlilik ittifakını ve Kuzey Avrupa’daki etkisini kendisine yönelik bir kuşatma olarak değerlendirdi. Ticaret anlaşmazlıkları da gerilimi artırdı. Napolyon 1811’in sonlarında Rusya’ya saldırı hazırlıklarına başladı; 1812’de Prusya ve Avusturya’dan da asker desteği alan çok uluslu bir ordu kurdu.
Ordu 24 Haziran 1812’de Neman Nehri’ni geçerek Rusya’ya girdi. Napolyon’un amacı Rusları kesin bir savaşa zorlamaktı; fakat Rus ordusu doğuya çekildi ve geride yiyecek bırakmama politikası uyguladı. Bu durum Fransız ordusunun askerlerini ve hayvanlarını beslemesini zorlaştırdı. 18 Ağustos’ta Smolensk ele geçirildi, ancak Rus ordusu düzenini koruyarak geri çekildi. 7 Eylül’de Moskova yakınındaki Borodino Savaşı çok ağır kayıplara yol açtı. Napolyon 14 Eylül’de Moskova’ya girdi; şehirde yangın çıktı ve Rus Çarı Aleksandr barış görüşmesini kabul etmedi.
Altı hafta sonra ordu Moskova’dan ayrılmak zorunda kaldı. Geri çekilme sırasında soğuk, hastalık, yiyecek ve su eksikliği ile Rus kuvvetlerinin saldırıları orduyu parçaladı. Berezina Nehri geçilirken koşullar özellikle ağırlaştı. Napolyon 5 Aralık’ta ordusunun başından ayrılarak Paris’e döndü; geride kalan ordu büyük ölçüde yok olmuştu. Rusya Seferi, daha önceki hızlı zaferlerden farklı olarak geniş coğrafyanın, ikmal sorunlarının ve uzun süren geri çekilmenin imparatorluk gücünü nasıl tüketebileceğini gösterdi.
1813’te Prusya ve Avusturya’nın Rusya’ya katılmasıyla Altıncı Koalisyon kuruldu. Napolyon Leipzig Savaşı’nda kesin biçimde yenildi. Koalisyon orduları Fransa’yı işgal edip Paris’i ele geçirince Napolyon Nisan 1814’te tahttan çekildi ve Akdeniz’deki Elba Adası’na sürüldü; Bourbon Hanedanı yeniden iktidara geldi.
Napolyon, Elba’ya gönderilmesinden yaklaşık on ay sonra yaklaşık bin kişiyle adadan kaçtı ve üç hafta içinde Paris’e ulaşarak Fransa’nın yönetimini yeniden ele geçirdi. Bu kısa dönem Yüz Gün olarak bilinir. Rakipleri Yedinci Koalisyon’u kurdu ve Napolyon Haziran 1815’te Waterloo Savaşı’nda yenildi. Böylece yeniden tahttan çekilmek zorunda kaldı ve bu kez Atlas Okyanusu’nun güneyindeki uzak Saint Helena Adası’na gönderildi.
Saint Helena sürgünü, ölümü ve tarihsel mirası
Napolyon, Waterloo’dan sonra İngilizlerin gözetiminde Saint Helena’ya götürüldü ve Ekim 1815’te adaya ulaştı. Kaçmasını önlemek için askerî birlikler ve gemiler tarafından sıkı biçimde korundu. Önce Briars’taki bir köşkte, ardından Longwood House’da yaşadı. Nemli, rüzgârlı ve sağlıksız koşullar sağlığını olumsuz etkiledi; sürgünün ömür boyu süreceği kesinleşince daha içine kapanık hâle geldi. Yanındaki kişilerle birlikte anılarını ve askerî seferlere ilişkin değerlendirmelerini yazdırdı.
Napolyon 5 Mayıs 1821’de Saint Helena’da mide kanseri nedeniyle öldü. Ölümünden sonra da tarih araştırmalarında ve popüler kültürde önemli bir yer tutmaya devam etti. Askerî komutanlığı dünya çapında incelenirken, hukuk ve idare reformları Fransa’nın yanı sıra Batı Avrupa’nın bazı bölgelerinde uzun süre etkili oldu. Kamu eğitimi, feodal kalıntıların kaldırılması, hukuk önünde eşitlik ve merkezî devlet anlayışı onun mirasının olumlu görülen yönleri arasındadır.
Buna karşılık bu miras yalnızca başarılarla açıklanamaz. Avrupa’yı yıpratan savaşlar, fethedilen bölgelerin yağmalanması, basının ve siyasi temsilin kısıtlanması, köleliğin yeniden getirilmesi ve bazı toplulukların haklarının daraltılması Napolyon’un tarihsel değerlendirmesini tartışmalı hâle getirir. Bu nedenle Napolyon, hem modern hukuk ve devlet yönetiminin gelişimini etkileyen bir reformcu hem de geniş savaşlar ve otoriter uygulamalarla anılan bir hükümdar olarak önemini korur.
Napolyon Yasaları, bugün hukuk kurallarının yazılı ve sistemli biçimde düzenlenmesinin tarihsel örneklerinden biri olarak devletlerin medeni hukuk uygulamalarını anlamaya yardımcı olur. Napolyon’un kamu eğitimi ve merkezî yönetim girişimleri de modern devlet kurumlarının günlük yaşamı nasıl düzenlediğini gösterir.
Napolyon’un yükselişi ile gerileşmesini birlikte düşünmek ayırt edicidir: 1799’da 18 Brumaire darbesiyle iktidara geldi, 1804’te imparator oldu; 1812 Rusya Seferi’nin ardından güç kaybetti ve 1815 Waterloo yenilgisiyle siyasi hayatı sona erdi.
Sık sorulan sorular
Napolyon Bonapart ne zaman doğdu ve nerede öldü?
15 Ağustos 1769’da Korsika’nın Ajaccio kentinde doğdu; 5 Mayıs 1821’de Saint Helena’da öldü.
Napolyon nasıl iktidara geldi?
Askerî başarılarıyla ün kazandıktan sonra Kasım 1799’da 18 Brumaire darbesini örgütledi ve Cumhuriyet’in Birinci Konsülü oldu.
Napolyon ne zaman imparator oldu?
Aralık 1804’te kendisini Fransızların imparatoru olarak taçlandırdı.
Napolyon’un en önemli askerî yenilgilerinden biri hangisidir?
1812 Rusya Seferi, ordusunun ağır kayıplar vermesine yol açan dönüm noktasıdır; 1815 Waterloo yenilgisi ise siyasi hayatının sonunu getirdi.
Napolyon’un tarihsel mirası neden tartışmalıdır?
Hukuk, eğitim ve idare alanındaki reformları kalıcı etkiler bırakırken savaşları, basın ve siyasi özgürlükleri sınırlaması, köleliği yeniden yürürlüğe koyması ve bazı hakları daraltması mirasını tartışmalı kılar.
- •Wikipedia (EN) — Napoleon — Napoleon / girisen.wikipedia.org