Sinir Hücresi Fizyolojisi: Elektriksel Sinyal Nasıl Oluşur ve İletilir?
Sinir hücresinin elektriksel etkinliği, zarın iki tarafındaki iyon dağılımı ve seçici geçirgenlik sayesinde ortaya çıkar. Dinlenim membran potansiyelinden başlayan süreç, aksiyon potansiyeliyle akson boyunca ilerler ve sinapsta nörotransmitter aracılığıyla hedef hücreye aktarılır.
Bu yazıda (6)
Sinir hücreleri, uyarıları elektriksel sinyallere dönüştüren ve bu sinyalleri hücre içinde taşıyan özelleşmiş hücrelerdir. Bu iletişimin temelinde iyon gradyanları, seçici iyon kanalları ve hücre zarındaki voltaj değişimleri bulunur.
Dinlenim membran potansiyeli
Dinlenim membran potansiyeli, sinir hücresi uyarılmamış durumdayken hücre zarının içi ile dışı arasındaki elektriksel gerilim farkıdır. Tipik değer yaklaşık -70 mV’tur; bu değer, hücre içinin hücre dışına göre negatif olduğunu gösterir. Bu durum hücrenin pasif veya etkisiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, sinir hücresi aksiyon potansiyeli oluşturabilmek için önce kararlı bir elektriksel başlangıç durumunu korur.
Bu negatiflik, iyonların zarın iki tarafında eşit dağılmamasından ve zarın her iyona aynı ölçüde geçirgen olmamasından kaynaklanır. Dinlenimde potasyum sızıntı kanalları önemli ölçüde açık olduğundan K+ iyonları derişim farkının etkisiyle hücre dışına çıkma eğilimindedir. Pozitif yüklerin dışarı taşınması hücre içini daha negatif hâle getirir. Negatif elektriksel iç ortam ise K+ iyonlarının dışarı çıkmasına karşı koyar. Bir süre sonra kimyasal itici güç ile elektriksel çekim arasındaki denge, potasyum hareketini sınırlar.
Sodyum-potasyum pompası da bu düzenin sürdürülmesine katkıda bulunur. Hücre içine sızan Na+ iyonlarının dışarı çıkarılmasına ve K+ iyonlarının hücre içine alınmasına yardım ederek iyon gradyanlarının korunmasını sağlar. Böylece zar, yeni bir uyarı geldiğinde iyon akımlarına yanıt verebilecek durumda kalır. Örneğin dinlenimdeki bir nöronun başlangıç segmentine yeterince güçlü bir uyarı ulaştığında, yaklaşık -70 mV’luk başlangıç gerilimi eşik değerine doğru değişir ve aksiyon potansiyelinin oluşması mümkün hâle gelir. Dinlenim potansiyeli bu nedenle sinirsel sinyalin oluşmasından önceki elektriksel temel durumdur.
İyon gradyanları ve membran kanallarının rolü
İyon gradyanı, bir iyonun hücre içi ve dışındaki derişim farkıdır. Sodyum (Na+) çoğunlukla hücre dışında, potasyum (K+) ise hücre içinde daha yüksek derişimde bulunur. Bu farklar, iyonların uygun kanallar açıldığında hareket etmesi için kimyasal bir itici güç oluşturur. İyonun hangi yönde hareket edeceğini yalnızca derişim farkı değil, zarın elektriksel durumu da etkiler; bu iki etkinin birlikte oluşturduğu yönelim elektrokimyasal itici güç olarak düşünülebilir.
Membran kanalları, iyonların hücre zarından geçişini düzenleyen protein yapılardır. Sızıntı kanalları belirli bir uyarıya bağlı olmadan açılıp kapanabilirken voltaj kapılı kanallar zar gerilimindeki değişikliklere yanıt verir. Kanallar bütün iyonları rastgele geçirmez; kanalın yük ve boyut özellikleri hangi iyonların geçebileceğini belirler. Dinlenimde K+ geçirgenliğinin görece fazla olması negatif iç ortamın korunmasına yardım eder. Eşik değere yaklaşıldığında voltaj kapılı Na+ kanalları açılır ve Na+ akışı membran potansiyelini hızla daha az negatif hâle getirir. Ardından K+ kanallarının açılması ve Na+ kanallarının etkisizleşmesi gerilimin yeniden negatifleşmesine katkı verir. Bu nedenle elektriksel sinyal, yalnızca iyonların varlığıyla değil, doğru kanalların doğru zamanda açılmasıyla oluşur.
Aksiyon potansiyelinin evreleri
Aksiyon potansiyeli, bir uyarının eşik değeri aşmasıyla hücre zarında meydana gelen hızlı ve geçici voltaj değişimidir. Eşik, aksiyon potansiyelinin başlatıldığı zar gerilimidir. Eşik değerine ulaşmayan küçük değişimler genellikle aksiyon potansiyeli oluşturmaz; eşik aşıldığında ise voltaj kapılı kanalların ardışık çalışması belirgin bir elektriksel sinyal meydana getirir.
İlk evre depolarizasyondur. Başlangıç segmentinde eşik aşıldığında voltaj kapılı Na+ kanallarının aktivasyon kapıları açılır. Na+ iyonlarının hücre içine girmesi, membran potansiyelini dinlenim değerinden sıfıra ve kısa süreli olarak pozitif değerlere doğru taşır. Bu değişim, komşu Na+ kanallarının da açılmasını kolaylaştırdığı için hızlı bir yükseliş oluşturur. Örneğin başlangıç segmentinde başlayan bu yükseliş, tek bir noktada kalmaz; aksonun ilerleyen kısmını da eşik değerine yaklaştırır.
Na+ kanallarının inaktivasyon kapıları kapanırken voltaj kapılı K+ kanalları açılır. K+ iyonlarının hücre dışına çıkması repolarizasyonu, yani membran potansiyelinin yeniden negatif değerlere dönmesini sağlar. K+ kanalları hemen kapanmadığı için zar potansiyeli kısa bir süre dinlenim değerinden daha negatif olabilir. Bu evre hiperpolarizasyon olarak adlandırılır. Daha sonra K+ kanallarının kapanması ve sızıntı akımları membran potansiyelini dinlenim düzeyine yaklaştırır.
Bu sırada mutlak ve göreli refrakter dönemler ortaya çıkar. Mutlak refrakter dönemde Na+ kanalları etkisiz durumda olduğundan yeni bir aksiyon potansiyeli başlatılamaz. Göreli refrakter dönemde ise K+ kanallarının bir bölümü hâlâ açık olduğundan yeni aksiyon potansiyeli ancak daha güçlü bir uyarıyla başlatılabilir. Böylece aksiyon potansiyeli belirli bir sırayla depolarizasyon, repolarizasyon ve hiperpolarizasyon evrelerinden geçer.
Aksiyon potansiyelinin iletimi
Aksiyon potansiyelinin iletimi, oluşan elektriksel değişimin akson boyunca ilerlemesidir. Akson, elektriksel sinyali hücre gövdesinden hedef hücreye doğru taşıyan nöron uzantısıdır. Aksiyon potansiyeli, başlangıç segmentinde oluşturulduktan sonra akson zarının komşu bölümünü eşik değerine ulaştırır. Bu bölümdeki voltaj kapılı Na+ kanalları açılır ve yeni bir aksiyon potansiyeli meydana gelir. Böylece sinyal, tek bir iyon akımı olarak aksonun tamamını dolaşmaz; aksonun ardışık bölgelerinde yeniden oluşturularak ilerler.
Bir aksiyon potansiyelinin oluşturduğu yerel akım, henüz uyarılmamış komşu membranı eşik değerine yaklaştırır. Uyarılan bölgenin hemen gerisindeki Na+ kanalları ise mutlak refrakter dönemdedir. Bu bölge aynı anda yeniden uyarılamadığı için sinyalin geriye doğru yayılması engellenir. Göreli refrakter dönemdeki bölgede de K+ kanallarının açık kalması, geriye doğru yeni bir aksiyon potansiyeli oluşmasını zorlaştırır. Bu mekanizma, iletimin akson boyunca işlevsel olarak tek yönlü olmasına yardım eder.
İletim sırasında sinyalin temel özelliği, akson boyunca zayıflayarak kaybolmak yerine her yeni bölgede yeniden oluşturulmasıdır. Örneğin başlangıç segmentinde eşik aşıldığında başlayan sinyal, aksonun orta bölümündeki kanalları açar; ardından daha ilerideki bölümlerde aynı olay tekrarlanır ve aksiyon potansiyeli akson terminaline ulaşır. İletim hızı aksonun yapısından da etkilenir. Miyelinsiz aksonlarda voltaj kapılı Na+ kanalları akson zarı boyunca bulunduğundan iletim süreklidir ve görece yavaştır. Miyelinli aksonlarda ise miyelin, zarın elektriksel yalıtımını artırır; voltaj kapılı Na+ kanalları özellikle Ranvier düğümlerinde yoğunlaşır. Bu durumda aksiyon potansiyeli düğümler arasında sıçrıyormuş gibi ilerler.
Miyelinli ve miyelinsiz aksonlarda iletim
Miyelin, aksonu saran lipitçe zengin yalıtıcı bir tabakadır. Merkezi sinir sisteminde oligodendrositler, periferik sinir sisteminde Schwann hücreleri miyelin kılıfının oluşumuna katkı verir. Miyelinli aksonlarda miyelinle kaplı bölgelerde iyon geçişi sınırlanır; iki miyelinli bölge arasındaki Ranvier düğümlerinde ise voltaj kapılı Na+ kanalları bulunur. Bu nedenle aksiyon potansiyeli her noktada yeniden oluşturulmak yerine düğümden düğüme ilerler. Bu iletim biçimine sıçrayıcı iletim denir ve miyelinsiz aksonlardaki sürekli iletime göre daha hızlıdır. Miyelinsiz aksonlarda voltaj kapılı Na+ kanalları zarın bütün uzunluğu boyunca yer aldığı için her komşu bölüm sırayla uyarılır; bu da iletimi yavaşlatır. Örneğin aynı uzunluktaki iki aksondan miyelinli olanında sinyal, aradaki yalıtılmış bölümleri hızla aşarak sonraki Ranvier düğümünde güçlendirilir.
Sinaptik iletim
Sinaptik iletim, aksiyon potansiyelinin bir nörondan başka bir nörona ya da hedef hücreye aktarılmasıdır. Kimyasal sinapsta iki hücre arasında sinaptik aralık bulunur. Akson boyunca ilerleyen aksiyon potansiyeli sinaptik uç ampulüne ulaştığında, elektriksel sinyal burada kimyasal bir sinyale dönüştürülür. Sinaptik uç, aksonun hedef hücreye yönelen son kısmıdır ve nörotransmitter moleküllerinin salındığı bölgedir.
Aksiyon potansiyeli sinaptik uca ulaştığında terminal zarındaki voltaj kapılı kalsiyum kanalları açılır. Kalsiyum iyonlarının hücre içine girmesi, nörotransmitter içeren veziküllerin zarla birleşmesini ve nörotransmitterin sinaptik aralığa bırakılmasını tetikler. Nörotransmitter, aralığı geçerek postsinaptik hücre zarındaki reseptörlere bağlanır. Bu reseptörlerin bir bölümü doğrudan iyon kanalı gibi çalışır; bazıları ise hücre içi sinyal yollarını etkinleştirerek daha dolaylı bir yanıt oluşturur. Böylece kimyasal sinyal, hedef hücrenin zarında yeni bir elektriksel değişikliğe çevrilir.
Örneğin bir nöronun akson terminaline ulaşan aksiyon potansiyeli, kalsiyum girişini başlatır; nörotransmitterin salınması da hedef hücrenin zarında iyon akışını değiştirir. Bu değişiklik hedef hücreyi yeni bir aksiyon potansiyeline yaklaştırabilir veya ondan uzaklaştırabilir. Depolarizasyon oluşturan uyarıcı postsinaptik potansiyel aksiyon potansiyeli olasılığını artırırken, hiperpolarizasyon oluşturan baskılayıcı postsinaptik potansiyel bu olasılığı azaltır. Dereceli değişikliklerin bir araya gelmesine toplanma denir; aynı sinapstan kısa aralıklarla gelen yanıtların birleşmesi zamansal, farklı sinapslardan gelen yanıtların birleşmesi uzaysal toplanmadır.
Sinaptik iletim, elektriksel sinyalin kimyasal aktarım ve yeniden elektriksel değişim aşamalarından geçmesini sağlar. Bu nedenle bir nöronun akson terminalindeki olay, sonraki hücrenin zarında yeni bir yanıtın başlangıcı olabilir. Sinaptik iletimde görev alan nörotransmitter ve reseptör türleri ayrı bir sınıflandırma konusudur. Refleks yayı ve merkezi sinir sistemi içindeki bütünleştirme süreçleri için sinir-sistemi konusuna bakılabilir; otonom sinir sistemi fizyolojisi ile sinaptik plastisite ve öğrenmenin sinirsel temelleri ise farklı başlıklardır.
Bir nesneye uzanma, klavyede tuşa basma veya duyusal bir uyarıyı fark etme gibi davranışlarda sinir hücreleri boyunca aksiyon potansiyelleri ilerler ve sinapslar üzerinden hedef hücrelere aktarılır. Elektrofizyolojik kayıtlar da nöronların oluşturduğu bu hızlı elektriksel sinyalleri ölçebilir.
Aksiyon potansiyelinde depolarizasyonun temel nedeni Na+ girişidir; repolarizasyon ve hiperpolarizasyonda ise K+ çıkışı belirleyicidir. Mutlak refrakter dönemde yeni aksiyon potansiyeli oluşmamasının nedeni voltaj kapılı Na+ kanallarının inaktif durumda olmasıdır.
Sık sorulan sorular
Dinlenim membran potansiyeli neden negatiftir?
K+ iyonlarının sızıntı kanallarından hücre dışına çıkma eğilimi ve zarın iyonlara seçici geçirgenliği hücre içinde negatif yük fazlası oluşturur. İyon gradyanları da sodyum-potasyum pompası ve diğer taşıma süreçleriyle korunur.
Aksiyon potansiyeli hangi durumda başlar?
Uyarı, başlangıç segmentindeki membran potansiyelini eşik değerine ulaştırdığında voltaj kapılı Na+ kanalları açılır ve aksiyon potansiyeli başlar.
Miyelin aksiyon potansiyelini nasıl hızlandırır?
Miyelin, akson zarını yalıtır. Voltaj kapılı kanalların yoğun bulunduğu Ranvier düğümleri arasında sinyalin sıçrayıcı biçimde ilerlemesini sağlayarak iletimi hızlandırır.
Sinaptik iletimde kalsiyum kanallarının rolü nedir?
Aksiyon potansiyeli akson terminaline ulaştığında voltaj kapılı kalsiyum kanalları açılır. Hücre içine giren Ca2+, nörotransmitter içeren veziküllerin zarla birleşmesini ve nörotransmitter salınmasını tetikler.
Uyarıcı ve baskılayıcı postsinaptik potansiyel arasındaki fark nedir?
Uyarıcı postsinaptik potansiyel depolarizasyon oluşturarak yeni aksiyon potansiyeli olasılığını artırır. Baskılayıcı postsinaptik potansiyel hiperpolarizasyon oluşturarak bu olasılığı azaltır.
- •Anatomy and Physiology — Key Terms / Key Termsopenstax.org