II. Dünya Savaşı: Nedenleri, Gelişimi ve Sonuçları
II. Dünya Savaşı, I. Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin yarattığı gerilimler, ekonomik bunalım ve totaliter rejimlerin yayılmacı politikaları sonucunda ortaya çıktı. 1939’da Avrupa’da başlayan savaş, kısa sürede Avrupa, Kuzey Afrika, Sovyetler Birliği ve Pasifik’i kapsayan küresel bir çatışmaya dönüştü. Savaş; sivillerin kitlesel biçimde hedef alınması, Nazi soykırımı, ekonomik yıkım ve savaş sonrası güç dengesinin değişmesiyle sonuçlandı.
Bu yazıda (6)
II. Dünya Savaşı, 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırmasıyla başlayan ve Avrupa’daki çatışmanın ötesine geçerek küresel bir savaşa dönüşen büyük bir güç mücadelesidir. Savaşın nedenlerini ve sonuçlarını anlamak için yalnızca askerî olaylara değil, savaş öncesindeki siyasi ve ekonomik yapıya da bakmak gerekir.
Savaşın siyasi ve ekonomik arka planı
I. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da kurulan barış düzeni kalıcı bir uzlaşma yaratmadı. Almanya, Versailles Antlaşması’yla toprak ve sömürge kayıplarına uğradı; askerî gücü sınırlandırıldı ve ağır ekonomik yükümlülüklerle karşı karşıya bırakıldı. Bu düzen, Almanya’da savaşın sonucuna ve yeni sınırlara karşı duyulan tepkiyi besledi. Özellikle kaybedilen toprakların geri alınması ve ulusal gücün yeniden kurulması düşüncesi, revizyonist ve saldırgan milliyetçiliğin güçlenmesine ortam hazırladı. Milletler Cemiyeti’nin barışı koruma amacı taşımasına rağmen, saldırgan devletleri etkili biçimde durduramaması da uluslararası sistemin caydırıcılığını zayıflattı.
1929 sonrasında derinleşen ekonomik bunalım bu siyasi gerilimleri daha da artırdı. İşsizlik, üretim kaybı ve toplumsal belirsizlik, demokratik hükümetlere duyulan güveni sarsarken otoriter ve totaliter hareketlerin destek kazanmasını kolaylaştırdı. Faşist İtalya, Nazi Almanyası ve militarist Japonya, ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm olarak güçlü devlet, askerî seferberlik ve toprak genişlemesi fikrini öne çıkardı. Böylece ekonomik kaynak arayışı, milliyetçi propaganda ve askerî güç kullanımı birbirini besleyen bir döngü oluşturdu.
Yayılmacı politikalar savaş başlamadan önce de görülüyordu. Japonya’nın Mançurya’yı işgali, İtalya’nın 1935’te Etiyopya’ya saldırması ve Almanya’nın Avusturya ile Südetler bölgesini topraklarına katması, mevcut düzenin adım adım aşındığını gösterdi. İtalya’nın Etiyopya saldırısına karşı Milletler Cemiyeti’nin etkisiz kalması, saldırgan devletlere karşı ortak güvenlik ilkesinin pratikte işlemediğini ortaya koydu. Bu gelişmeler, Almanya’nın daha ileri taleplerde bulunabileceği ve büyük devletlerin savaşı önlemek için yeterince kararlı davranmayacağı yönündeki hesabı güçlendirdi. Sonuçta Versailles düzenine duyulan tepki, ekonomik bunalım, totaliter rejimlerin güçlenmesi ve yayılmacılık aynı siyasi krizde birleşti.
Savaşın başlaması ve Mihver-Müttefik bloklarının oluşumu
II. Dünya Savaşı’nın başlangıcı genel olarak Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal etmesi ve Birleşik Krallık ile Fransa’nın iki gün sonra Almanya’ya savaş ilan etmesiyle kabul edilir. Eylül ortasında Sovyetler Birliği’nin Polonya’ya girmesiyle ülke iki devlet arasında paylaşıldı. Böylece daha önce bölgesel saldırılarla büyüyen kriz, Avrupa’nın başlıca güçlerini karşı karşıya getiren genel bir savaşa dönüştü.
Almanya, İtalya ve Japonya Eylül 1940’ta Üçlü Pakt’la Mihver blokunu resmileştirdi; Macaristan, Slovakya ve Romanya da daha sonra bu yapıya katıldı. Müttefik blokun ilk çekirdeğini Polonya’yı desteklemek üzere Almanya’ya savaş ilan eden Birleşik Krallık ve Fransa oluşturdu. Almanya’nın 1941’de Sovyetler Birliği’ne saldırması ve Japonya’nın Aralık 1941’de ABD ile Birleşik Krallık’ın Asya ve Pasifik’teki topraklarına saldırması, Sovyetler Birliği ile ABD’yi de Mihver’e karşı savaşa taşıdı. Bu nedenle bloklar, yalnızca önceden kurulmuş anlaşmalarla değil, savaşın genişlemesiyle oluşan ortak tehdit algısıyla da şekillendi.
1939-1945 arasındaki ana gelişmeler ve dönüm noktaları
Savaşın ilk evresinde Almanya, hızlı ve eş zamanlı kara-hava saldırılarına dayanan bir yöntemle Polonya’nın ardından Danimarka, Norveç, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve Fransa’ya yöneldi. 1940’ta Fransa’nın yenilmesiyle Almanya Batı Avrupa’da üstünlük kurdu; ancak Birleşik Krallık’ı hava saldırılarıyla savaş dışı bırakma amacı gerçekleşmedi. Hava üstünlüğünün sağlanamaması, Britanya’nın işgalini erteledi. Atlantik’te denizaltı savaşı sürerken İngiltere’nin deniz ulaşımını koruması, savaşın yalnızca kara ordularının başarısıyla belirlenemeyeceğini gösterdi.
Haziran 1941’de Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması, savaşın en geniş ve en yıpratıcı cephelerinden birini açtı. Almanya başlangıçta ilerlese de Sovyet direnişi ve Stalingrad’daki Mihver yenilgisi, Doğu Cephesi’nde stratejik dengenin değişmesine yol açtı. 1943’te Kuzey Afrika’daki Mihver güçlerinin yenilmesi ve İtalya’ya yönelik Müttefik harekâtı, Mihver’in geri çekilme dönemini hızlandırdı. İtalya’daki faşist rejimin düşmesi, Almanya’nın güney kanadındaki baskıyı artırdı.
Pasifik’te Japonya’nın 1941’de ABD ve Birleşik Krallık topraklarına saldırması, ABD’nin savaşa katılmasını sağladı. Japonya kısa sürede geniş alanlar ele geçirse de 1942’de Midway’de yaşadığı yenilgi, ilerlemesinin durmasına ve deniz gücünün zayıflamasına katkı verdi. Pasifik Savaşı ve Japonya’nın yenilgisi, ayrı bir makalenin konusudur.
1944’te Batılı Müttefiklerin Normandiya’ya çıkması Batı Avrupa’da yeni bir cephe açtı; aynı dönemde Sovyet ordusu Orta Avrupa’ya doğru ilerledi. İki yönden sıkışan Almanya’da Berlin’in düşmesi ve koşulsuz teslimiyet, Avrupa’daki savaşı 8 Mayıs 1945’te sona erdirdi. Japonya ise Sovyetler Birliği’nin Mançurya’ya saldırısı ve ABD’nin Hiroşima ile Nagazaki’ye atom bombaları atmasının ardından teslimiyetini 15 Ağustos’ta açıkladı; resmî teslim belgesi 2 Eylül 1945’te imzalandı. Avrupa cepheleri ve askerî harekâtların ayrıntılı seyri ayrı bir makalede incelenir.
Topyekûn savaş ve sivil toplum üzerindeki etkileri
II. Dünya Savaşı topyekûn savaş niteliği taşıyordu; çünkü devletlerin yalnızca orduları değil, ekonomileri, sanayileri, bilimsel kurumları ve sivil nüfusları da savaşın parçası hâline geldi. Üretim kapasitesi silah, araç, yakıt ve mühimmat sağlamak üzere yeniden düzenlendi. Savaş teknolojisindeki gelişmeler, hava kuvvetlerinin keşif, bombardıman ve kara birliklerine destek görevlerini genişletti. Stratejik bombardıman, düşmanın yalnızca askerî birliklerini değil, sanayi merkezlerini ve nüfus yoğun bölgelerini de hedef alarak savaşma kapasitesini kırmayı amaçladı.
Bu durum sivillerin cephe gerisinde güvende olma düşüncesini ortadan kaldırdı. Şehirlerin bombalanması, işgaller, zorunlu yer değiştirmeler, açlık, hastalık ve katliamlar milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkiledi. Sivil nüfus; üretim gücü, ulaşım ağları veya belirli bir kimliğe ait olması nedeniyle hedef hâline gelebildi. Bu nedenle savaşın yıkımı, cephedeki askerî kayıplarla sınırlı kalmadı; konutlar, fabrikalar, limanlar ve tarımsal üretim de zarar gördü. Kıtlık ve hastalık gibi dolaylı sonuçlar da toplam can kaybını büyüttü.
Nazi soykırımı ve savaş suçları
Nazi rejimi, savaş yıllarında ırkçı ve antisemitik ideolojisi doğrultusunda Yahudileri ve başka hedef grupları sistematik baskı, sürgün, zorla çalıştırma ve kitlesel öldürme politikalarının konusu yaptı. Holokost, Nazi Almanyası ve iş birlikçilerinin Avrupa Yahudilerini sistematik biçimde yok etmesine verilen addır; Romanlara, engellilere ve başka gruplara yönelik Nazi katliamları ise bu politikalarla ilişkili olmakla birlikte ayrı başlıklarda ele alınır. Savaşın işgal politikaları, toplama kampları ve devlet aygıtının kullanılması, kitlesel şiddetin münferit saldırılar olmaktan çıkıp planlı bir imha sürecine dönüşmesine imkân verdi.
Savaş suçları yalnızca Nazi Almanyası’nın soykırım politikalarıyla sınırlı değildi; işgal edilen bölgelerde sivillere yönelik katliamlar, kötü muamele, aç bırakma ve zorla çalıştırma gibi uygulamalar da savaşın insani boyutunu ağırlaştırdı. Savaş sonrasında Alman ve Japon yöneticilerinin savaş suçlarından yargılanması, devlet yöneticilerinin ve askerî komutanların savaş sırasında işlenen ağır suçlardan sorumlu tutulabileceği anlayışını güçlendirdi. Holokost’un ayrıntılı tarihsel seyri ayrı bir makalenin konusudur.
Savaşın siyasi, ekonomik ve demografik sonuçları
Savaşın sonunda Avrupa’nın büyük bölümü ekonomik ve demografik açıdan ağır bir yıkımla karşılaştı. Milyonlarca insan öldü; kayıpların çoğunu siviller oluşturdu. Açlık, hastalık, zorunlu göç ve sınır değişiklikleri toplumların yapısını değiştirdi. Almanya’nın doğu topraklarından yaklaşık dokuz milyon Alman’ın çıkarılması ve başka bölgelerdeki nüfus hareketleri, savaş sonrası Avrupa’nın demografik haritasını yeniden şekillendirdi. Almanya ve Avusturya işgal bölgelerine ayrıldı; Almanya’nın batı ve doğu işgal alanları 1949’da iki ayrı devlete dönüştü.
Siyasi açıdan Almanya, İtalya ve Japonya’nın savaş öncesi güç konumları sarsılırken ABD ve Sovyetler Birliği başlıca süper güçler olarak öne çıktı. Avrupa devletlerinin ekonomik ve askerî nüfuzunun azalması, Afrika ve Asya’da sömürgecilikten kurtulma süreçlerini hızlandırdı. Savaş suçlularının yargılanması ve Almanya’da Nazilerden arındırma politikası, yenilen rejimlerin yeniden yapılandırılmasının bir parçası oldu.
Ekonomik sonuçlar ülkeden ülkeye değişti. Sanayisi büyük ölçüde zarar gören Avrupa’da toparlanma gecikirken ABD savaş sonrasında dünya ekonomisinde çok güçlü bir konuma yükseldi. 1944’te oluşturulan Bretton Woods çerçevesi, Uluslararası Para Fonu ve daha sonra Dünya Bankası Grubu’nun temelini attı. Batı Almanya’da 1948 para reformu ve ABD’nin 1948-1951 arasındaki Marshall Planı yardımı, Avrupa’daki ekonomik toparlanmayı hızlandıran etkenler arasında yer aldı. Sovyetler Birliği büyük insan ve malzeme kayıplarına rağmen savaş sonrasında üretimini hızla artırdı; Japonya’nın ekonomik toparlanması ise daha geç gerçekleşti.
Savaş sonrasında Müttefikler uluslararası barışı korumak amacıyla Birleşmiş Milletler’i kurdu; örgüt 24 Ekim 1945’te resmen faaliyete geçti. Savaş biter bitmez Batılı devletlerle Sovyetler Birliği arasındaki iş birliği zayıfladı ve Avrupa, iki farklı nüfuz alanına ayrılmaya başladı. Bu siyasi gerilim, ABD öncülüğündeki Batı ile Sovyetler Birliği öncülüğündeki Doğu arasında Soğuk Savaş’a geçişin temelini oluşturdu. Soğuk Savaş’ın ittifaklar, silahlanma yarışı ve vekâlet savaşlarıyla şekillenen ayrıntılı düzeni ayrı bir makalede ele alınır.
Topyekûn savaş, sivillerin günlük yaşamını doğrudan değiştirdi: şehir bombardımanları konut ve ulaşım ağlarını yok ederken açlık, hastalık ve zorunlu göç milyonlarca insanı etkiledi. Savaş sırasında radar, şifre çözme ve penisilinin kitlesel üretimi gibi teknolojik gelişmeler de sonraki sivil yaşamı etkileyen kalıcı sonuçlar doğurdu.
Savaşın nedenlerini tek bir antlaşmaya bağlamak eksiktir. Versailles düzeninin yarattığı Alman tepkisi, ekonomik bunalımın totaliter rejimleri güçlendirmesi, Milletler Cemiyeti’nin caydırıcılık sağlayamaması ve yayılmacı politikalar birlikte değerlendirilmelidir. Dönüm noktaları açısından 1942-1943 döneminde Mihver’in Stalingrad, Kuzey Afrika ve Pasifik’te gerilemeye başlaması ayırt edicidir.
Sık sorulan sorular
II. Dünya Savaşı hangi olayla başladı?
Genel kabul, savaşın Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal etmesi ve Birleşik Krallık ile Fransa’nın iki gün sonra Almanya’ya savaş ilan etmesiyle başladığı yönündedir.
Mihver ve Müttefik devletler kimlerdi?
Mihver blokunun temel üyeleri Almanya, İtalya ve Japonya’ydı. Müttefiklerin başlıca güçleri ise Birleşik Krallık, Fransa, Sovyetler Birliği ve ABD’ydi; Polonya ve başka devletler de Müttefikler safında yer aldı.
II. Dünya Savaşı neden topyekûn savaş olarak adlandırılır?
Çünkü savaş yalnızca orduların çatışması olmadı; devletlerin sanayileri, ekonomileri, bilimsel kaynakları ve sivil nüfusları da savaşın hedefi veya doğrudan parçası hâline geldi.
II. Dünya Savaşı ne zaman sona erdi?
Avrupa’daki savaş Almanya’nın 8 Mayıs 1945’te teslim olmasıyla sona erdi. Japonya teslimiyetini 15 Ağustos’ta açıkladı ve resmî teslim belgesi 2 Eylül 1945’te imzalandı.
Savaş sonrasında dünya güç dengesi nasıl değişti?
Avrupa devletlerinin nüfuzu zayıflarken ABD ve Sovyetler Birliği iki başlıca süper güç olarak öne çıktı. Bu durum, savaş sonrasındaki siyasi bölünmenin ve Soğuk Savaş’ın zeminini oluşturdu.
- •Wikipedia (EN) — World War II — World War II / girisen.wikipedia.org