Düalizm Nedir? Zihin-Beden Ayrımı ve Temel Özellikleri
Düalizm, gerçekliği veya belirli bir alanı iki temel ilkeyle açıklayan felsefi yaklaşımdır. Her ikili ayrım düalizm sayılmaz; ayrımın temel, gerçek ve birbirine indirgenemez olması gerekir. Zihin-beden düalizmi ile Descartes’ın düşünen töz ve yer kaplayan töz ayrımı, bu yaklaşımın en bilinen örnekleridir.
Bu yazıda (6)
Düalizm, varlığın ya da belirli bir gerçeklik alanının tek bir temele değil, iki temel ilkeye dayandığını savunur. Felsefede en çok zihin ile bedenin birbirinden farklı olduğu görüşüyle bilinir; ancak düalizm, ahlak, din, bilgi ve başka alanlarda da iki temel yön arasındaki ayrımı ifade edebilir.
Düalizmin tanımı ve temel iddiası
Düalizm, gerçekliğin veya incelenen bir alanın temelinde iki ayrı ilke, varlık türü ya da yön bulunduğunu savunan görüştür. Buradaki “iki” sayısı yalnızca iki parçanın bulunması anlamına gelmez. Düalist yaklaşım, bu iki tarafın açıklanması gereken alanın kuruluşunda temel bir rol oynadığını ve bir tarafın bütünüyle diğerine indirgenemeyeceğini ileri sürer. Bu nedenle düalizm, basitçe her şeyi iki gruba ayırmak değil, iki temel dayanak bulunduğunu savunmaktır.
İki ilke arasındaki ilişki her düalist görüşte aynı değildir. Bazı görüşlerde taraflar karşıt ve çatışmalı kabul edilir; iyi ile kötü arasındaki ayrım buna örnek olabilir. Bazı görüşlerde ise iki taraf birbirini tamamlar veya birlikte işler. Yin ve yang anlayışında iki yön, birbirinden tamamen kopuk düşman güçler olarak değil, ilişkili ve dengelenen ilkeler olarak ele alınır. Böylece düalizm, hem karşıtlığı hem de iki temel yönün birbirine bağlı olmasını açıklayabilecek genişlikte bir yaklaşımdır.
Örneğin Platon’a atfedilen düalist gerçeklik anlayışında değişmeyen ve akılla kavranan Formlar ile duyularla algılanan, değişen maddi dünya arasında temel bir ayrım bulunur. Bu örnekte iki alan yalnızca farklı görünüşler değildir; gerçekliğin ne olduğu ve doğru bilginin nasıl elde edileceği, bu iki alanın farklı statülere sahip olmasıyla açıklanır.
Bir görüşü düalist yapan ölçütler
Bir görüşün felsefi anlamda düalist sayılması için öncelikle iki tarafın temel kabul edilmesi gerekir. Bu taraflar, açıklanmak istenen alanın en dipteki yapısına ait olmalı; yalnızca günlük dilde kullanılan iki sınıf, iki seçenek veya iki görünüş olmamalıdır. İkinci ölçüt, tarafların birbirine tamamen indirgenememesidir. Bir görüş, iki alan olduğunu söyleyip bunlardan birinin aslında diğerinin ürünü, görünüşü veya bütünüyle açıklanabilir sonucu olduğunu savunuyorsa güçlü anlamda düalist değildir.
Üçüncü ölçüt, ayrımın belirli bir alanda açıklayıcı bir işleve sahip olmasıdır. Örneğin zihin-beden düalizmi, düşünceler ile fiziksel beden arasında yalnızca adlandırma farkı bulunduğunu söylemez; zihinsel olanın fiziksel olana indirgenemeyecek temel özellikleri olduğunu savunur. Dördüncü ölçüt ise iki tarafın ilişkisini açıklamaktır. Taraflar çatışıyor, birbirini tamamlıyor ya da ayrı kalıyor olabilir; fakat aralarındaki ilişkinin düalist model içinde anlamlı bir yeri olmalıdır.
Bu ölçütler, her ikili ayrımın düalizm olmadığını gösterir. Bir kitabı “giriş” ve “sonuç” bölümlerine ayırmak iki temel varlık ilkesi ileri sürmez. Aynı şekilde sıcak ve soğuk kelimelerinin karşıt olması, tek başına evrenin iki temel güçten oluştuğunu göstermez. Buna karşılık iyi ve kötünün insan davranışını ve kozmik düzeni yöneten iki karşıt ilke olduğunu savunan etik bir görüş, ayrımı temel kabul ettiği için düalist özellik taşır. Düalitenin, ikili karşıtlığın ve basit bir ikiye ayırmanın aynı şey olmamasının nedeni budur.
Düalizm zihin-beden dışındaki kullanımlarda da görülebilir. Örneğin doğa-kültür ayrımı, doğal çevre ile insan uygulamaları ve kurumlarını iki ayrı alan olarak ele alır; hukukta ise iç hukuk ile uluslararası hukuk bağımsız iki hukuk sistemi olarak düşünülebilir.
Zihin-beden düalizmi
Zihin-beden düalizmi, zihinsel olan ile bedensel veya fiziksel olanın temelde farklı olduğunu savunur. Düşünceler, duygular, kararlar ve bilinç zihinsel olaylara; beyin, sinir sistemi ve beden ise fiziksel olana örnek verilir. Düalist görüşe göre zihinsel olaylar yalnızca fiziksel nesnelerin başka adlarla ifade edilmesi değildir. Zihin ve bedenin özellikleri farklı olduğu için ikisi, insan deneyimini açıklarken ayrı temel yönler olarak ele alınmalıdır.
Bu ayrımın arkasındaki düşünce, fiziksel nesnelerin gözlenebilir ve ölçülebilir özelliklere sahip olmasıdır. Bir bedenin bir konumu, biçimi, ağırlığı veya büyüklüğü bulunabilir. Buna karşılık bir düşüncenin ya da duygunun aynı anlamda belirli bir uzunluğu, rengi veya uzaydaki yeri yoktur. Bir kişinin başkasına söylemediği bir anıyı düşünmesi, dışarıdan doğrudan görülebilen bir nesne gibi görünmez; yine de kişi için gerçek bir zihinsel yaşantıdır. Düalist, bu özellik farkının zihin ile beden arasında yalnızca derece farkı değil, temel bir ayrım bulunduğunu gösterdiğini savunur.
Bu görüş günlük bir durumu şöyle yorumlar: Bir öğrencinin sınavdan önce kaygılanması, bedende bazı fiziksel değişikliklerle birlikte yaşanabilir; ancak kaygının kişinin iç deneyimi olması, onu yalnızca dışarıdan ölçülen bedensel özelliklerle özdeşleştirmemeyi gerektirir. Düalist açıklama, aynı olayda hem fiziksel bedensel süreçlerin hem de öznel zihinsel yaşantının bulunduğunu vurgular. Böylece “insan yalnızca beden midir?” sorusuna olumsuz cevap verir ve zihni bağımsız bir temel yön olarak kabul eder.
Zihin ile bedenin birbirinden farklı sayılması, onların insan yaşamında hiçbir ilişkisinin olmadığı anlamına gelmez. Kararların bedensel davranışlarla, bedensel durumların da zihinsel yaşantılarla birlikte ortaya çıkması, aralarındaki ilişkinin nasıl açıklanacağı sorusunu doğurur. Zihin-beden probleminin ayrıntılı çözümleri, bu iki alan arasındaki ilişkinin farklı biçimlerde açıklanmasını ele alır. Etkileşimci düalizm ve paralelcilik ise bu ilişkinin iki farklı biçimde düşünülmesine verilen adlardır; burada yalnızca bu yaklaşımların adları belirtilmektedir.
Descartes’ın zihin-beden düalizmi
Descartes’ın düalizmi, insanı düşünen töz ile yer kaplayan töz arasındaki ayrımla açıklar. Düşünen töz, düşünme, bilinç ve isteme gibi zihinsel özelliklerle ilişkilidir; yer kaplayan töz ise uzamda bulunan ve fiziksel özellikler taşıyan bedendir. Bu anlayışta zihin, bedenin daha küçük veya daha karmaşık bir parçası olarak görülmez. İkisi, varlığın farklı temel türleri olarak kabul edilir.
Ayrımın nasıl çalıştığını bir karar örneğiyle düşünebiliriz: Bir öğrencinin belirli bir seçeneği istemesi zihinsel bir olaydır; elini kaldırması veya yazı yazması ise bedensel bir harekettir. Descartesçı düalizm, isteme ile hareketi aynı şey saymaz ve zihinsel karar ile fiziksel beden arasında açıklanması gereken bir ilişki bulunduğunu kabul eder. Bu nedenle Descartes’ın görüşü, modern felsefede zihin-beden düalizminin öğretici ve etkili biçimlerinden biri olarak değerlendirilir. Descartes’ın felsefesi ve genel töz anlayışı daha geniş bir konudur; burada yalnızca zihin ile beden arasındaki temel ayrım ele alınmaktadır.
Monizm, düalizm ve plüralizm karşılaştırması
Monizm, düalizm ve plüralizm arasındaki fark, gerçekliğin kaç temel ilkeyle açıklandığıyla ilgilidir. Monizm, görünüşteki farklılıkların altında tek bir temel ilke bulunduğunu savunur. Örneğin maddeci monizm, zihnin bağımsız bir ilke olmadığını ve temelde her şeyin maddi olduğunu ileri sürer. Düalizm ise iki temel ilkenin bulunduğunu söyler; zihin-beden ayrımı bunun tipik örneğidir. Plüralizm ise ikiden fazla temel ilke kabul eder. Empedokles’e atfedilen dört kök unsurdan oluşan açıklama, bu anlamda düalist değil çoğulcu bir örnektir.
Bu karşılaştırmada sayı tek başına yeterli değildir; ilkelerin ilgili alanda gerçekten temel olup olmadığı da önemlidir. Bir monist, iki farklı görünen olayın tek bir temelin farklı biçimleri olduğunu savunabilir. Bir düalist, iki tarafın birbirine indirgenemeyeceğini ileri sürer. Bir plüralist ise açıklama için ikiden fazla bağımsız temel kabul eder. Örneğin bir görüş, zihni ve bedeni iki farklı görünüş olarak adlandırsa bile zihnin bütünüyle bedene indirgenebildiğini savunuyorsa düalizmden uzaklaşır. Bu nedenle ayırt edici soru, “kaç kelime veya kategori var?” değil, “gerçekliğin temeli kaç ayrı ilkeyle açıklanıyor?” sorusudur.
Düalizmin güçlü yönleri ve sorunları
Düalizmin güçlü yönlerinden biri, zihinsel deneyimin kendine özgü yönlerini görünür kılmasıdır. Bilinç, düşünce, duygu ve isteme gibi yaşantılar kişinin iç dünyasında gerçekleşir; bunları yalnızca biçim, ağırlık veya uzaydaki konum gibi fiziksel özelliklerle anlatmak yetersiz görünebilir. Düalizm, insan deneyimini yalnızca dışarıdan gözlenebilen bedensel olaylara indirgemeyerek öznel yaşantıya felsefi bir yer açar. Ayrıca zihin ile beden arasındaki farkı açıkça ortaya koyduğu için “bilinç nedir?” ve “bir kişinin yaşantısını yalnızca bedensel süreçlerle açıklamak mümkün müdür?” sorularını belirginleştirir.
Bununla birlikte yaklaşımın önemli bir sorunu da bu iki farklı temel arasında ilişkinin nasıl kurulacağını açıklamaktır. Eğer zihin fiziksel değil, beden ise fiziksel bir töz olarak kabul ediliyorsa, zihinsel bir kararın bedensel bir harekete nasıl yol açtığı belirsizleşir. Örneğin bir kişinin yazmaya karar vermesi ile elinin hareket etmesi arasında bir bağlantı vardır; fakat birbirinden temelde farklı kabul edilen iki tözün nasıl etkide bulunduğu sorusu, düalizmin açıklama yükünü artırır. İki alanı ayırmak, aralarındaki bağlantıyı kendiliğinden açıklamaz.
Düalizme yöneltilen genel itirazlardan biri de gerçekliği çok katı iki kutba ayırarak süreklilikleri ve karmaşık geçişleri gözden kaçırabilmesidir. Ayrıca iki ayrı alan arasındaki ilişkiyi açıklama güçlüğü, bazı eleştirmenlere göre yaklaşımın çözmek istediği sorunu başka bir biçimde yeniden üretmesine yol açabilir. Düalizme yönelik çağdaş bilimsel ve felsefi eleştiriler ayrı bir başlıkta incelenir.
Bir öğrencinin sınav öncesi kaygılanması, düalizmin zihin-beden ayrımını gündelik düzeyde düşünmek için somut bir örnektir: bedensel belirtiler gözlenebilirken kaygının kişinin yaşadığı öznel yönü doğrudan aynı biçimde ölçülemez. Düalist yaklaşım bu iki yönü birbirine indirgemeden birlikte ele alır.
Bir ikili ayrımın düalizm sayılması için yalnızca iki karşıt kategori bulunması yeterli değildir; iki tarafın ilgili alanın temel ve birbirine indirgenemez ilkeleri olarak kabul edilmesi gerekir. Monizm tek, düalizm iki, plüralizm ise ikiden fazla temel ilke savunur.
Sık sorulan sorular
Düalizm her ikiye bölme işlemi midir?
Hayır. Felsefi düalizmde iki taraf, yalnızca sınıflandırma amacıyla değil, gerçekliğin veya incelenen alanın temel ve birbirine indirgenemez ilkeleri olarak kabul edilir.
Zihin-beden düalizmi neyi savunur?
Zihinsel olayların ve fiziksel bedenin temelde farklı olduğunu savunur. Düşünce, duygu ve bilinç zihinsel; beden ve beyin ise fiziksel alana örnektir.
Descartes’ın düalizmi hangi ayrımı yapar?
Descartes, düşünen töz ile yer kaplayan tözü birbirinden ayırır. İlki zihinsel özelliklerle, ikincisi ise uzamda bulunan fiziksel bedenle ilişkilidir.
Düalizm ile monizm arasındaki temel fark nedir?
Monizm gerçekliğin temelinde tek bir ilke bulunduğunu savunur; düalizm ise iki temel ve birbirine indirgenemeyen ilke kabul eder.
Düalizm ile plüralizm nasıl ayrılır?
Düalizm iki temel ilke kabul ederken plüralizm ikiden fazla temel ilke kabul eder.
- •Wikipedia (EN) — Dualism — Dualism / girisen.wikipedia.org