İdealizm Nedir? Varlık, Bilgi ve Başlıca Yaklaşımlar
İdealizm, gerçekliğin temelini madde yerine zihin, bilinç, düşünce veya idealarla açıklayan felsefi yaklaşımların genel adıdır. Varlığın yapısı ile bilginin oluşumunu farklı biçimlerde ele alan idealizm, Platoncu, Berkeleyci ve Kantçı yorumlara ayrılır. Materyalizmden temel farkı, bilinci gerçekliğin türevi değil, açıklamanın başlangıç noktası olarak görmesidir.
Bu yazıda (5)
İdealizm, gerçekliğin ne olduğuna ve onu nasıl bilebileceğimize ilişkin bir felsefe yaklaşımıdır. Genel olarak zihinsel olanı, düşünceyi, bilinci ya da ideayı maddi olandan daha temel kabul eder; ancak bütün idealistler aynı şeyi savunmaz.
İdealizmin tanımı ve temel iddiası
İdealizm, en temelde gerçekliğin zihin, bilinç, ruh, düşünce veya idealarla ilişkili olduğunu savunan görüştür. Bu yaklaşımda zihinsel olan, yalnızca dış dünyayı anlamamıza yardım eden bir araç değildir; gerçekliğin ne olduğuna ilişkin açıklamanın merkezinde bulunur. Bazı idealistlere göre gerçekliğin tamamı zihinseldir. Bazılarına göre ise dış dünyada zihinden bağımsız bir şey bulunsa bile, bu dünyanın yapısı ve anlamı zihinsel düzenlerden ayrı düşünülemez. Bu nedenle idealizm tek ve değişmez bir öğreti değil, ortak bir öncelik anlayışını paylaşan felsefi görüşler topluluğudur.
İdealizmin nasıl işlediğini görmek için şu ayrımı kurmak gerekir: Bir nesnenin gerçek olduğunu söylemek ile onun ne olduğunu bilmek aynı soru değildir. İdealist düşünür, nesnenin varlığını zihinsel bir temele bağlayabilir ya da yalnızca nesne hakkında sahip olduğumuz bilginin zihnin yapılarıyla biçimlendiğini savunabilir. İlk durumda ontolojik, ikinci durumda epistemolojik bir iddia öne çıkar. Böylece idealizm, “gerçekliğin temeli nedir?” sorusuna bilinç veya idea merkezli bir yanıt verebilir; “gerçekliği nasıl biliriz?” sorusunda da deneyimin ve düşüncenin aracılığını vurgulayabilir.
Somut bir durumda, bir masa hakkında konuşurken idealist yaklaşım yalnızca masanın fiziksel özelliklerini sıralamakla yetinmez. Masanın “masa” olarak kavranmasını sağlayan algı, düşünce ve anlamlandırma süreçlerinin gerçeklik anlayışındaki rolünü sorar. Platoncu yorumda değişmeyen idealar, duyularla karşılaştığımız tek tek nesnelerden daha temel kabul edilirken; başka yorumlarda nesnenin varlığı doğrudan bilinçle veya deneyimle ilişkilendirilebilir. Dolayısıyla idealizmin ortak noktası, gerçekliği açıklarken zihinsel olanı ikincil ve türemiş bir unsur saymamasıdır.
İdealizmin varlık ve bilgi anlayışı
İdealizmin varlık anlayışında temel soru, var olanların zihinden tamamen bağımsız olup olmadığıdır. Ontolojik idealizm, gerçekliğin kendisinin zihinsel, ruhsal, deneyimsel ya da en sonunda zihinsel bir temele dayandığını ileri sürer. Bu görüşte madde, bilincin dışında ve ondan tümüyle bağımsız bir temel olarak kabul edilmez. Bazı idealist sistemler bütün gerçekliği tek bir zihinsel birlikle açıklarken, bazıları birden çok zihin veya zihinsel varlık bulunduğunu savunur.
Bilgi anlayışında ise idealizm, bildiğimiz şeylerin zihinsel yapılar ve deneyimler aracılığıyla bilindiğini vurgular. İnsan, gerçekliğe hiçbir aracılık olmadan ulaşmaz; algılar, kavramlar ve düşünme biçimleri, bilginin oluşumunda rol oynar. Bu yaklaşım, zihinden bağımsız bir gerçekliğin varlığını kesin olarak reddedebilir veya böyle bir gerçeklik bulunsa bile onun kendisini doğrudan değil, zihinsel görünümleri ve yapıları aracılığıyla bildiğimizi savunabilir. Bu yüzden idealizmde bilgi, yalnızca dışarıdan alınan verilerin birikimi olarak değil, zihnin deneyimi düzenlemesiyle oluşan bir süreç olarak ele alınır.
Ontolojik ve epistemolojik idealizm ayrımı
Ontolojik idealizm, varlığın yapısı hakkında bir iddiadır: Gerçeklik bütünüyle zihinsel olabilir ya da temelinde zihin, ruh, bilinç veya düşünce bulunabilir. Bu görüş, zihinden bağımsız bir maddenin gerçekliğin nihai temeli olamayacağını savunur. Örneğin bir ontolojik idealist, doğadaki nesnelerin varlığını yalnızca fiziksel özelliklerle açıklamak yerine, onların varlığını mümkün kılan zihinsel bir temele başvurabilir. Böylece soru, “Nesneyi nasıl biliyoruz?” düzeyinden “Nesnenin varlığı hangi temele dayanıyor?” düzeyine taşınır.
Epistemolojik idealizm ise öncelikle bilginin nasıl mümkün olduğunu inceler. Buna göre insanın bildiği gerçeklik, zihnin kavramları, algıları ve deneyimi düzenleme biçimlerinden bağımsız olarak ele alınamaz. Epistemolojik idealist bir yaklaşım, zihinden bağımsız “kendinde şeyler” bulunsa bile bizim bilgimizin doğrudan bu şeylere değil, zihinsel yapılarla biçimlenmiş görünümlere yöneldiğini savunabilir. Bu nedenle epistemolojik idealizm, zorunlu olarak bütün gerçekliğin zihinsel olduğunu söylemez. Ontolojik idealizm varlığın ne olduğunu, epistemolojik idealizm ise varlık hakkındaki bilgimizin hangi koşullarda oluştuğunu açıklamaya çalışır. İki yaklaşım birlikte savunulabilir; fakat biri diğerinin zorunlu sonucu değildir.
Başlıca idealizm biçimleri ve temsilcileri
İdealizm farklı düşünürlerde farklı temellendirmelerle ortaya çıkar. Platoncu idealizm, değişmeyen ve yetkin ideaları duyularla algılanan, değişen nesnelerden daha temel kabul eder. Platon’un İdealar kuramı bu yaklaşımın ayrıntılı biçimde incelendiği ayrı bir konudur. Berkeleyci yaklaşım, gerçekliği zihinden bağımsız maddi bir dış dünya olarak açıklamaya karşı çıkar; Berkeley’nin öznel idealizmi bu görüşün özel biçimidir. Kantçı yaklaşım ise insan bilgisinin zihnin kendi yapıları tarafından biçimlendirildiğini savunur; Kant’ın transandantal idealizmi bu yaklaşımın ayrıntılı konusudur.
Bu biçimler arasındaki fark, idealizmin “zihin” veya “idea” kavramını aynı anlamda kullanmamasından kaynaklanır. Platoncu çizgide idealar, tek tek deneyimlerden bağımsız ve daha yüksek bir gerçeklik düzeyi olarak düşünülür. Berkeleyci çizgide bireysel deneyim ve algı öne çıkar. Kantçı çizgide ise bilginin oluşumunda zihnin deneyimi düzenleyen yapıları belirleyici hale gelir. Bu nedenle idealizmi yalnızca “her şey hayaldir” biçiminde özetlemek doğru değildir. Kimi idealist yaklaşımlar nesnel bir gerçekliği kabul eder; fakat bu gerçekliğin zihinden bütünüyle kopuk, zihinsel koşullardan bağımsız bir temel olarak açıklanmasına itiraz eder. Platon, Berkeley ve Kant, idealizmin farklı yönlerini temsil eden başlıca düşünürlerdir.
İdealizm ile materyalizm arasındaki temel fark
İdealizm, gerçekliğin temelinde zihin, bilinç, ruh veya ideaların bulunduğunu savunur. Materyalizm ise gerçekliğin temelini maddi varlıklarda ve fiziksel süreçlerde arar; bilinci maddenin sonucu ya da ona bağlı bir olgu olarak değerlendirir. Bu nedenle iki yaklaşımın temel ayrımı, açıklamaya hangisini başlangıç noktası yaptığıdır: idealizm bilinci öncelerken materyalizm maddeyi önceler.
Bir nesneyi yalnızca fiziksel özellikleriyle değil, onu nasıl algıladığımızı ve hangi kavramla anlamlandırdığımızı da düşünmek, idealizmin bilgi anlayışını günlük deneyime bağlar. Örneğin aynı görüntünün farklı kişilerde farklı anlamlar oluşturması, bilginin zihinsel süreçlerle biçimlendiğini fark ettirir; bu durum tek başına bütün gerçekliğin zihinsel olduğunu kanıtlamaz.
Sık sorulan sorular
İdealizm her şeyin hayal olduğunu mu savunur?
Hayır. Bazı idealist yaklaşımlar dış dünyanın zihinden bağımsız varlığını reddederken, bazıları nesnel bir gerçekliği kabul eder fakat bu gerçekliğin zihinsel yapılardan bağımsız bilinemeyeceğini savunur.
Ontolojik idealizm ile epistemolojik idealizm arasındaki fark nedir?
Ontolojik idealizm gerçekliğin yapısının zihinsel olduğunu ileri sürer. Epistemolojik idealizm ise bilgimizin zihnin algı, kavram ve düzenleme biçimleriyle oluştuğunu savunur; gerçekliğin kendisi hakkında daha temkinli olabilir.
İdealizm ile materyalizm arasındaki ana ayrım nedir?
İdealizm gerçekliğin açıklanmasında bilinci, zihni veya ideayı temel alır; materyalizm ise maddeyi ve fiziksel süreçleri temel kabul eder.
Platon, Berkeley ve Kant aynı tür idealizmi mi savunur?
Hayır. Platoncu, Berkeleyci ve Kantçı yaklaşımlar, ideaların, algının ve zihnin gerçeklik ile bilgi içindeki rolünü farklı biçimlerde açıklar.
- •Wikipedia (EN) — Idealism — Idealism / girisen.wikipedia.org